Kabuk Değişimi


2008 yılının başlarında DRT23'ü açtığımda ve blog dünyasına adım attığımda beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri de blogların tasarımıydı. O zamanlar kodlamadan hiçbir şey anlamıyordum ve hatırlayacağınız gibi internette bugün olduğu kadar çok çeşitli hazır Blogger teması da henüz yoktu. Birkaç hazır temayı kullandıktan sonra fark etmiştim ki istediğim gibi bir hazır tema bulamayacaktım. Bunun üzerine epey bir çalışıp ve biraz deneme yanılma usulü kodlamayı çözmeye uğraşarak çok beğendiğim bir tema üretebilmeyi başarmıştım. SumTech ismini verdiğim bu temayı kullanmaya başladığımda heyecanla bir tanıtım/duyuru yazısı yazmıştım. ("SumTech'li DRT23" başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.) 2009 yılının güzel bir bahar gününde SumTech'i kullanmaya başlamıştım ve o günden sonra da pek çok yenilik ekledim ve düzenlemeler yaptım. Tasarımını ve işlevselliğini o kadar beğendim ki bir daha yıllarca temayı değiştirmeyi düşünmedim. Ancak aradan geçen zaman yenilik beklentisi getiriyor. Belki de gözler güzel olandan bile sıkılabiliyor. Acaba olur da SumTech'in yerini alabilecek bir şeyler bulabilir miyim diye vakit bulduğumda Blogger tema sitelerini dolaştım. Aynı zamanda aklıma gelen birkaç tasarım fikrini Lab23 ve Beta23 adlı deneysel bloglarımda denedim ama bir türlü daha iyisini yapamadım. Vazgeçtim ama ara ara yine göz gezdirdim tema sitelerine. Ve nihayet tasarım olarak beğendiğim ve geliştirip modifiye edebildiğim bir tema çıktı karşıma. Kang Ismet tarafından hazırlanan Zikazev temasını aldım ve Türkçeleştirmek, bazı detayları düzenlemek ve birkaç şey eklemek ile kullanıma hazır hale getirdim. Araya birçok şey girdiği için aslında bir aydan uzun süredir son halini verip yayına koymak için bekliyordum. Ve 1 Haziran 2014 itibariyle DRT23 yeni görünümüyle okurlarının huzurunda!

 
 
Asla unutamayacağım emektar SumTech temamın son halinden bir ekran görüntüsünü de bu yazıda paylaşmak istedim. Tam 5 yılı aşkın süredir bloğuma her baktığımda gördüğüm ve artık hem benim hem de okurların DRT23 ile eşleştirdiği emektar temama veda etme yazısı bu yazı aynı zamanda.
 
Yeni temayla ilgili görüşlerinizi paylaşmayı ve bir süreliğine açık olacak temayla ilgili ankette temaya puan vermeyi unutmayın!

DRT23 6 Yaşında!

 
Aslında bu yazıyı bir ay önce yazmam gerekiyordu; yani DRT23'ün yayına başladığı 5 Şubat gününde. O gün yazacak zamanım olmadı ve birkaç gün sonra başlığı attım ve görseli ekledim yazıma ama devamını getiremedim. Yorucu bir günün akşamıydı. "Yarın devam ederim," diye düşünüp erteledim ama bir daha dönemedim. Yine, her zamanki gibi yoğunluktan vakit bulamadım. Halbuki bloğu açtığım ilk zamanlarda her gün yeni bir şeyler yazmak için, bir şeyler paylaşmak için ne kadar da hevesliydim. Ne kadar da zamanım vardı buna ayırabilecek!
 
Maalesef artık ne o kadar çok vaktim var ne de hevesim. Bloğum milyonlarca siteyi barındıran internetin bir köşesinde yalnızca varlığı sürdürüyor gibi. Arada bir hala ona içerik katan yazarı ve bir şekilde yolu buraya düşen az sayıda ziyaretçisiyle...
 
Yine de hala bu bloğun gönlümde özel bir yeri var. Hala arada bir yazmaya devam edebiliyorum. Burası hala fikirlerimi ve duygularımı herkese açık şekilde paylaşabildiğim bir platform. Bu yüzden ona ayırabildiğim ilgim azalmış olsa da DRT23'ün önemi hala aynı nazarımda.
 
Yine bloğun yıldönümü yazısını her seneki temenni ile bitiriyorum:
 
Nice yıllara DRT23!

300
























Vay be, sevgili okur! Tam dört aydır bir şey yazmamışım bloğuma. Sanırım bu şimdiye kadar ki en uzun ara verişim. Elbette karar verilmiş bir ara veriş değil ama ister istemez yazıların arasına günler girmeye başladı. Aslında geriye dönüp bakınca sadece büyük bir hevesle yazmaya başladığım ilk günlerde hemen her gün yeni bir şey ekliyordum bloğa. Sonraları bu enerjim azaldı ister istemez. Daha sonra ise hayatın getirdiği yoğunluk beni iyice koparmaya başladı bloğumdan. Maalesef zamanın getirdiklerine ya da götürdüklerine pek müdahale edemiyoruz. Bloğuma keyifle ve heyecanla bir şeyler yazmak da işte zamanın benden götürdüklerinden biri. Artık boş vaktim olsa bile dürüst olmak gerekirse bu zamanı bloğa yazmaktan ziyade başka şeylere harcamayı tercih ediyorum.

Neyse, bu yazı DRT23'ün 300. gönderisi! Neredeyse 6 yıl evvel üniversiteye yeni başlamış bir genç olarak adım atmıştım blog dünyasına. Bir gelenek olarak her 100. yazıyı özel bir yazı olarak yazıyorum.  Bunlardan ilki "100üm Gülüyor!"da bloğa bakış açım ve nasıl bir motivasyonla yazdığımdan bahsetmiştim. "200. Gönderi" adlı yazıya 100. yazının başlığı gibi yaratıcı bir başlık bulamamıştım! Belki biraz da bunun getirdiği hüzünle yazıyı kısa kesmiştim :) O zaman bir sonraki 100'lük yazıyı ne zaman yazacağımı bilemediğim gibi böyle bir yazının asla olup olmayacağından bile emin değildim. Nasip bugüneymiş.

Üşenmedim ve biraz da çok hakim olmadığım yeni versiyonuyla Excel'de bir grafik hazırladım. Günler süren komplike matematiksel işlemler sonrası her yüzlük yazı dilimi için geçen süreyi gösteren bir grafik ortaya çıkardım :) Bir adım daha ileri gittim ve grafik fonksiyon denklemini bulup bir sonraki 100'lük yazıyı ne zaman yazacağımı bile hesapladım. Sürtünme kat sayısını sıfır ve pi sayısını 3.14 alırsak bu öngörünün gerçek hayata yansıyacağını umuyorum :)

 
Grafikten de anlaşıldığı gibi, her 100'lük yazı dilimi için geçen süre zamanla artıyor. Buna göre 300. yazıdan 400. yazıya kadar yaklaşık 98 ay geçecek. Bu da 8 yıl demek!
 
Ben kişisel olarak hem zaman bulamadığımdan hem de artık eskisi kadar hevesim kalmadığından bloğa yazamıyorum. Ancak ortada daha büyük, küresel bir kriz var aslında! Dünya genelinde bloglara olan ilgi hayli azaldı. Bir zamanlar forumlar gözdeydi. Sonra bloglar bayrağı teslim aldı. Blogların öldüğü şu günlerde etkileşimli internet içeriğinin lideri tartışmasız sosyal medya. Başta Facebook ve Twitter geliyor. Herhalde kullanımları çok kolay ve okuyucu çekme zorluğu az olduğu için kitleler halinde onlara yönlendik (Bunda paylaşılan içeriğin kolay hazırlanması en önemli etken belki de.). Birinci çoğul şahıs olarak yazdım ama aslında şimdiye kadar herhangi bir sosyal medya hesabım olmadı. Ben hala sadık bir blogger'ım :)
 
Yakında (bir aydan az zaman sonra) bloğun 6. yıl yazısını yazarım (diye umuyorum, unutmazsam!). Devamını ona saklayarak bu yazıyı sonlandırayım. 400. yazıda buluşmak üzere sevgili okur; 8 yıl sonraya verdiğim bu randevuyu unutma!

Gmail Hesabım Heklendi!


Geçenlerde gece evde bilgisayarımın başında oturmuş dizi izliyordum. Dikkatim cep telefonuma gelen bir mesajla dağıldı. Ekrana baktığımda +44 ile başlayan bir telefondan mesaj geldiğini gördüm. Daha önce yine yurt dışı uzantılı numaralardan birkaç defa arandığım için yine öyle bir şeydir diye düşündüm. İnsanların yurt dışı numaralardan aranıp dolandırılıdığını bildiğim için böyle aramaları hatta yurt içinden olsa da kim olduğunu bilmediğim çoğu isimsiz çağrıyı yanıtlamam. Bunu sizlere de tavsiye ediyorum. Neyse, sonra SMS'i okuyunca Google'dan geldiğini gördüm ve çok şaşırdım. "Suspicious login detected" (Şüpheli giriş algılandı) yazısını okuyunca şaşkınlığım bir kat daha arttı. Daha önce Google'ın kullanıcılarına SMS attığına dair bir bilgim olmadığı için önce şüphelendim. Ancak, sonra aklıma geldi ki Google hesabına güvenlik için başka bir e-posta adresi ve cep telefonu bilgilerimi sağlamıştım. Bu olaydan sonra bu bilgilerin değerli olduğunu gördüm ve sizlere de Google hesap ayarlarınızdan bu bilgileri sağlamanızı tavsiye ediyorum; eğer daha önceden yapmadıysanız.
 
Sonra hemen halihazırda açık olan Gmail sekmesine tıkladım Internet Explorer'da ve gördüm ki Gmail hesabımdan çıkılmış. 2007 yılından beri kullandığım, ilk ve hala birincil e-posta hesabımın öylece elimden kayıp gitmesi neredeyse kalbime indirecekti! Neyse ki, hesabımdan çıkışı Google yaptırmış ve otomatik olarak şifremi sıfırlamıştı. Böylece hesabımı hekleyen kişinin ona zarar vermesinin önüne geçmişti. Sonrasında şifremi yenileyerek tekrar hesabıma eriştim. Neyse ki görünürde bir zarar verilmiş gibi durmuyordu. Bu tür heklemelerin esas amacının adres defterinde kayıtlı olan herkese, heklenen e-posta adresinden reklamlı, virüslü vs. mailler göndermek olduğunu bildiğim için endişeyle "Gönderilmiş Postalar" kutusuna baktım. Neyse ki, tanıdığım insanlara benim üzerimden zara verecek mailler gönderilmemişti. Biraz daha rahatladım.
 
Şimdi bu olayın ayrıntılarına biraz girelim ve ne dersler çıkarılması gerektiğine bakalım. Öncelikle Google nasıl olmuştu da mail hesabıma bir başkası tarafından girildiğini algılamıştı? Google bilgisayarların hesaplara hangi lokasyonlardan ulaşıldığını IP adresleri ile takip eder. Benim hemen her zaman İstanbul'dan hesabıma girdiğimi bilen Google, biri ya da birileri Chicago'dan (ABD) giriş yaptığında bu riski algıladı, hesabımdan otomatik çıkışa zorladı, şifremi sıfırladı ve beni uyardı. Google'ın bu muhteşem güvenlik mekanizması beni bu badireden zarar almadan kurtardı ve açıkçası kendine hayran bıraktı. Bir zamanlar Mynet postamın, iki ay kadar kullanmadığım için tamamen kapatılıp tüm bilgilerin silinmesi olayıyla kıyaslayınca Google kalitesi anlaşılıyor ("Mynet E-posta Hesabımın Dondurulması").
 
Bu olaya kadar Gmail hesabım için çok basit bir şifre kullanıyordum. Üstelik bu şifreyi 2007 yılından beri, yani ilk günden beri, hiç değiştirmemiştim. Bir de aynı şifreyi başka hesaplar için (forumlar gibi) kullanma hatası da üstüne eklenince böylesi bir heklenme olayı kaçınılmaz oldu. Hatırlatmak isterim ki iyi bir şifre en az 8 karakterden oluşmalı ve rakamlarla birlikte büyük ve küçük harfler ve semboller (soru işareti gibi) içermeli. Belli aralıklarla önemli şifreleri yenilemek de ve başka hesaplar için kullanmamakta da fayda var. Tabi, internet kafelerdeki gibi ortak kullanımlı bilgisayarlardan önemli hesaplara giriş yapmamak, mecburen girildiyse de çıkış yaptığından emin olmak da başka bir tedbir. Nasıl iyi bir şifre seçileceğine dair Google tarafından hazırlanan kısa videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.
 
 


Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise böyle bir hadise sonrası mail ayarlarınızı kontrol etmek. Siz farkında olmadan ayarlarınızla oynamış olabilirler:
 
Önce Ayarlar > Genel > İmza kontrol edilmeli. İmzanızı değiştirip reklam linki koymuş olabilirler.
 
Ayarlar > Genel > Otomatik yanıtlama seçeneği de kontrol edilmeli. Siz farkında olmadan, size mail gönderenlere otomatik cevap mailleri atılabilir.
 
Ayarlar > Hesaplar > Postaları şu adresten gönder ayarı kontrol edilmeli. Mailleriniz bu ayarla başka hesaplara yönlendirilebilir.
 
Ayarlar > Filtreler kısmında sizin eklediklerinizden başka adresler filtrelenmişse bunları düzeltmeniz gerekebilir. Farkında olamada önemli e-postalarınız spam gibi algılanıp silinsin istemezsiniz.
 
Ayarlar > Yönlendirme ve POP/IMAP ayarı ise en karışık olanı ve çoğumuzun pek farkında olmadığı bir ayar. Kısaca POP ya da IMAP, Outlook gibi üçüncü parti bir programın bilgisayarınız internete bağlı değilken de maillerinizi gösterebilmesini ve hatta onlar üzerinde etiket ekleme gibi değişiklikler yapmanızı sağlar. Bilgisayarını internete bağlanınca bu değişiklikler hesabınıza yansıtılır. Eğer benim gibi Outlook ya da benzer programlar kullanmıyorsanız bu ayarları kapatmanızı tavsiye ederim. Kullanıyorsanız, ayarlarınızın değişmediğinden emin olun.
 
(Not: Yukarıda sıraladığım heklenme sonrası kontrol reçetesi Google ürün forumlarında bkc56 takma adlı kullanıcı tarafından tavsiye edilmiştir. Türkçeye çevirip kendi yorumlarımı ekledim.)

Domino Etkisi


Domino aslında klasik kart oyunlarına benzer bir oyun. Ancak bizi onu daha çok ilginç domino taşı devirme gösterileriyle biliyoruz. Art arda dizili taşlar ilk taşın devrilmesi ile başlayan seride peşi sıra bir diğerinin üzerine devrilir. Bu basit olay, biraz yaratıcılıkla oldukça eğlenceli hale getirilebilir. Öyle ki zaman zaman televizyon haberlerinde kendine yer bulacak kadar enteresan gösteriler ortaya çıkar. Bu gösterilerde artık domino taşlarının ötesinde birçok nesne kullanılır ve çok uzun seriler oluşturulur. Hazırlanışı sabır isteyen bu gösteri, taşlar ya da nesneler devrilirken ise kısa süreli bir seyirlik ortaya çıkarır.
 
Bir arkadaşımın benimle paylaştığı bir videoyu ben de blogda paylaşmak istedim. Bu oldukça başarılı ve yaratıcı domino gösterisini sizin de beğeneceğinizi umuyorum. İyi seyirler.


Blogger Spam Yorum Bombardımanı


Blogum son zamanlarda daha önce hiç olmadığı kadar çok yorum almaya başladı. Maalesef, bu duruma sevinemiyorum; çünkü bu yorumların çoğu spam.

Bu blogu açtığım zamandan beri yorum yazmayı kolaylaştırmak ve teşvik etmek için yorum ayarlarını güvenlik açısından en düşük seviyede tutuyorum. Anonim okuyucular yorum yazabiliyor ve herhangi bir onay kutusu vs yok. Yorumlar yönetici (bu durumda ben oluyorum) onayından da geçmiyor. Yani isteyen istediğini yazıp anında yayımlayabiliyor.

Bu ayarlar bugüne dek pek sorun olmamıştı. Kurallara aykırı yorum olduğunda fark edince siliyordum. Ancak son birkaç aydır blogum adeta spam yorum bombardımanında! Diğer Blogger blogcular için de durum aynı mı bilmiyorum.

Blogger bu spam yorumların bir kısmını algılayıp yayınlanmasını engelliyor. Ancak, çoğu bu filtreyi geçiyor. Haliyle blogda çok alakasız yazıların altında çok alakasız yorumlar, üstelik İngilizce, kendine yer buluyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bunların hemen hepsi çeşitli sitelere linkler içeriyor.

Arada bir bloga girip bu yorumları temizliyorum ama yine de rahatsız edici. Buna bir önlem olarak yorum ayarlarından "kelime doğrulama" seçilebiliyor. Böylece yorum gönderen kişinin ekranda gördüğü harfleri boş kutuya yazarak kendisinin spam mailler yollayan bir robot program değil gerçek bir okuyucu olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu ayarı açtım ancak nedense kelime doğrulama penceresi düzgün görüntülenemiyor. Bu durum blogun tema kodlarıyla ilgili olabilir. Dolayısıyla bu ayarı tekrar kapattım.

Belki bu bir çözüm olabilecekse de anonim yorumları engellemek istemiyorum. Neticede bu yorumların bir kısmı da gerçek. Yorum denetimini de açmak istemiyorum; çünkü yorumları çok sık kontrol edemiyorum ve ben görmedim diye yorumların geç yayınlanmasını da istemiyorum.

Sanırım bir süre daha spam yorumlarla mücadeleye manuel olarak devam edeceğim. Dayanamadığım noktada yukarıda bahsettiğim önlemlerden birini hayat geçirmem gerekecek.

Merak ettiğim şey, bu spam yorumlardaki linklerin yönlendirdiği sitelerde trafik ne ölçüde artıyor? Çünkü çok faydalı olduğunu sanmıyorum. Bu blog İngilizce bile olsaydı yorumlar çok alakasız durduğu için reklam olduğu belli olacaktı ve yine pek tıklanmayacaklardı. Lafın özü, birkaç fazladan ziyaretçi için tüm blog alemini rahatsız etmenin anlamı var mı!

MIT Mektubuna Parodili Yanıt

Geçenlerde internette ilginç bir mektupla karşılaştım. Bildiğim kadarıyla ABD'de üniversitelere merkezi yerleştirme yapılmıyor. Öğrenciler ÖSS benzeri SAT denilen bir sınav ve lise notları başta olmak üzere çeşitli kriterler göz önüne alınarak öğrencinin başvurduğu her bir okulca ayrı ayrı değerlendiriliyorlar. Dolayısıyla bizdekinden farklı olarak, öğrencilerle üniversiteler arasında doğrudan bir diyalog oluyor. İşte, aşağıdaki metin MIT'nin (Massachusetts Institute of Technology) başarılı bir öğrenci adayını kapmak için ona gönderdiği mektuptan alıntı:
 

Mr. John T. Mongan
123 Main Street
Smalltown, California 94123-4567
 
Dear John:
 
You've got the grades. You've certainly got the PSAT scores. And now you've got a letter from MIT. Maybe you're surprised. Most students would be.
 
But you're not most students. And that's exactly why I urge you to consider carefully one of the most selective universities in America.
 
The level of potential reflected in your performance is a powerful indicator that you mightwell be an excellent candidate for MIT. It certainly got my attention!
 
Engineering's not for you? No problem. It may surprise you to learn we offer more than 40 major fields of study, from architecture to brain and cognitive sciences, from economics (perhaps the best program in the country) to writing.
 
What? Of course, you don't want to be bored. Who does? Life here *is* tough *and* demanding, but it's also *fun*. MIT students are imaginative and creative - inside and outside the classroom.
 
You're interested in athletics? Great! MIT has more varsity teams - 39 - than almost any other university, and a tremendous intramural program so everybody can participate.
 
You think we're too expensive? Don't be too sure. We've got surprises for you there, too.
 
Why not send the enclosed Information Request to find out more about this unique institution? Why not do it right now?
 
Sincerely,
Michael C. Benhke
Director of Admissions
 
P.S. If you'd like a copy of a fun-filled, fact-filled brochure, "Insight," just check the appropriate box on the form.
 
Ve bu da öğrencinin hayli ilginç ve komik yanıtı:
 
Michael C. Behnke
MIT Director of Admissions
Office of Admissions, Room 3-108
Cambridge MA 02139-4307
 
Dear Michael:
 
You've got the reputation. You've certainly got the pomposity. And now you've got a letter from John Mongan. Maybe you're surprised. Most universities would be.
 
But you're not most universities. And that's exactly why I urge you to carefully consider one of the most selective students in America, so selective that he will choose only *one*of the thousands of accredited universities in the country.
 
The level of pomposity and lack of tact reflected in your letter is a powerful indicator that your august institution might well be a possibility for John Mongan's future education. It certainly got my attention!
 
Don't want Bio-Chem students? No problem. It may surprise you to learn that my interests cover over 400 fields of study, from semantics to limnology, from object-oriented programming (perhaps one of the youngest professionals in the country) to classical piano.
 
What? Of course you don't want egotistical jerks. Who does? I *am* self-indulgent *and*over confident, but I'm also amusing. John Mongan is funny and amusing - whether you're laughing with him or at him.
 
You're interested in athletes? Great! John Mongan has played more sports - 47 - than almost any other student, including oddball favorites such as Orienteering.
 
You think I can pay for your school? Don't be too sure. I've got surprises for you there, too.
 
Why not send a guaranteed admission and full scholarship to increase your chance of being selected by John Mongan? Why not do it right now?
 
Sincerely,
John Mongan
 
P.S. If you'd like a copy of a fun-filled, fact-filled brochure, "John Mongan: What a Guy!" just ask.

İlginç ve zekice bir parodi olmuş; ve tabi biraz da cesurca! John'un sonra hangi okulda okuduğunu bilmiyorum ama bu mektup internette epey yayılmış (Görüldüğü gibi, hala yayılıyor!). Bunun üzerine MIT öğrenci kabul bölümünden Grande Canine bir açıklama yapmış ve ilginç tanıtım mektuplarının geri dönüş yüzdesini arttırdığını ve dolayısıyla stratejilerinin işe yaradığını savunmuş. Aslında kendilerinin de klasik kolej tanıtım mektuplarını tiye aldıklarını anlatmış:

People have been getting a chuckle (aside from some MIT folks who have been getting fits) over an exchange posted on the WEB between MIT and a prospective student. The student, apparently, has the exchange on his WEB page, and it has spread from there. I'd like to give the student two cheers for a pretty good parody of our letter. In case you haven't seen the exchange, I'm adding it below. (I'm sending this message to those who inquire and who obviously have seen the exchange, but this message may be forwarded to others who haven't seen it.)

Our letter looks rather foolish to some taken out of context. The reason I'm only giving the student two cheers is that I don't know if he recognized our letter as a parody. Our tongue was planted firmly in our cheek with that letter. We've been trying to reflect in our publications and mailings some of the quirky humor at MIT. Since I came to MIT about ten years ago, I've admired the way people here poke fun at themselves. Witness the "Nerd Pride" buttons and hats, the strange cheers at football games, the "Nerd Crossing" sign, and various other "hacks." We've tried to inject some of that humor into our communications with students.

Some may not know why we mailed our letter. Most colleges participate in the Student Search Service. We buy names of high school students who have scored well on the PSAT and who have high grades. Colleges then mail these students letters and brochures to encourage them to look into the college in question. Top students can get ten of these a day. We thought that in this context, students would recognize our letter as being a bit of a parody of other letters.

The purpose of the letter was to get students' attention and provoke a dialogue through which students would learn more about MIT. In fact, the letter was very successful. The percentage of students asking for more information about MIT went up dramatically, and we ultimately enrolled one of the strongest classes in our history. Many students told us that the letter helped to dispel the image of MIT as a humorless, pompous, off-putting place. In spite of the fact that the response rate to this letter was the highest we have ever had, we have since switched to a more straightforward version which is getting almost as strong a response. We switched because we were concerned (justifiably, it turns out) about how the letter would look taken out of context.

If the student did recognize our letter as a parody, I give him two and half cheers. I won't give him three cheers, because if he did recognize it as a parody, it was sort of mean spirited to take it out of context and make us look foolish. But one could argue that we were doing a parody of other colleges' letters, so it serves us right. "Hoist with one's own petard." (Yes, we have a Shakespeare ensemble at MIT, and being in admissions, I can't let a message go out without a little promotion.) 


5 Yılın En İyileri

Geride kalan 5 yılda DRT23'te birçok farklı konuda birçok yazı yazdım. Bunların bir kısmı ciddi araştırmalara dayanan ve önemli bilgiler içeren ve hatta biraz iddialı olsa da internette o konuda bulunabilecek en iyi içeriklerden bir kısmıydı.
 
İşte bu yazıda, geriye dönüp bakınca herkesin okumasını tavsiye edeceğim, çoğu güncelden bağımsız (her zaman okunabilecek), en iyi yazılardan oluşan bir seçki, bir liste sunuyorum. Liste kendi içerisinde zamanda geriye doğru sıralanmış durumda. Siz de listeye bir göz atın ve ilginizi çeken, henüz okumadığınız yazılara ulaşın. Böylece arşivde kaybolan değerli içeriğe hızlıca ulaşın.
 
İyi okumalar...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ayrıca blogda bahsettiğim bilimkurgu öykülerimi de okuyabilirsiniz:
 
 


5 Yılın Trafik Raporu

5 Şubat 2008'de yayına başlayan blogum DRT23'ün 5. yılı geride kaldı. Blog dünyasında öne çıkan bloglardan biri olmasa da birçok okuyucuya ulaşan DRT23, düşüncelerimi ve duygularımı paylaştığım güzel bir platform oldu. Burada yeni insanlarla tanıştım ve onların bloglarını okudum. Bu arada DRT23 de kendine birçok internet gezginini çekmeyi başardı. Reklam almayan ve reklam vermeyen, karşılıklı link paylaşımı olayına pek girmeyen DRT23, popüler yazılar yerine kendi tarzında yazılar barındırdı. Yine de nacizane bir kitleye hitap etmeyi başardı. İşte bu yazıda, geride kalan 5 yıl itibariyle ne gibi istatistikler oluştuğunu okuyucuyla paylaşmak istedim.
 
DRT23, geride kalan 5 yılda 100 binden fazla ziyaretçi tarafından gezildi, okundu.
 
 
Beklendiği gibi ziyaretçilerin büyük çoğunluğu Türkiye'dendi. Ancak dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinden birileri belki karşılaştıkları dili anlayamadıysa da DRT23'e uğradı. Yukarıdaki tabloda ilk 10 ülke var. 501 kişininse nereden geldiği belli değil!
 
Ziyaretçilerin %67'si internette birşeyler ararken DRT23'e ulaştı. Hepsi aradığını buldu mu bilemiyorum ama bir kısmının sonra tekrar bu bloga döndüğünü düşünüyorum.
 
DRT23'te yer alan yüzlerce sayfa 160 binden fazla kez ziyaret edildi. Ziyaretçiler bu sayfalarda ortalama bir buçuk dakikalarını geçirdi ki bu 4 bin saatten fazla toplam süreye denk geldi.
 
Ana sayfayı dahil etmezsek, en çok okunan içerik "Bilinçaltı" yazı dizisinin 3. yazısı olan "Subliminal Reklamcılık" oldu.
 
Daha birçok içeriğin paylaşıldığı, birçok ziyaretçinin katıldığı nice beş yıllara...

DRT23 5 Yaşında!

Zaman o kadar hızlı akıyor ki çoğu zaman onu yakalayamadığını hissediyor insan. Günler çok hızlı geçiyor ve olaylar çok çabuk cereyan ediyor. Daha birşeyi sindiremeden belki yeni birşeyle uğraşmak zorunda kalıyor. Sonra bir an insan durmak ve gün boyu aklını meşgul eden herşeyden soyutlanmak istiyor. Güneşin sıcaklığını, rüzgarın serinliğini, çiçeklerin kokusunu duymak, yani hayatı hissetmek istiyor. İnsanı huzurlandıran anlar böylesi anlardır işte. Yaşadığını ve zamanı böyle anlarda hissedersin derinden.
 
İşte ben de belki biraz bu ihtiyaçtan dolayı bu blogu açmıştım bundan beş yıl evvel. Zaman zaman durup düşünmek ve düşündüklerimi yazıya dökmek, insanlarla paylaşmak için. Bu yüzden DRT23'ün sloganı "zamana düşülen notlar" olsa gerek.
 
Maalesef yaş büyüdükçe, sorumluluklar arttıkça insanın kendisine ayırabildiği zaman da kısıtlanıyor. Bundan dolayıdır ki geriye dönüp DRT23 arşivine baktığımda yazma sıklığımın sürekli azaldığına şahit oluyorum. Korkum bir gün tamamen yazamamak. Ama umarım ne kadar azalsa da sıklığı, bloga yazmaktan, zamana not düşmekten tamamen alıkonulmam yine zamanın getirdiği yüklerce.
 
Bu defa tam 5 Şubat'ta yazamasam da bu yazıyı, yine aynı temenniyle bitiriyorum:
 
Nice yıllara DRT23!

Sihrin Gizemleri Çözülüyor

 
Sahne gösterilerinin en etkileyicilerinden biri hiç şüphesiz sihir (ya da illüzyon) gösterileridir. Her ne kadar mantıklı bir açıklaması olduğunu bilsek de bazı sihirbazlık gösterileri bizi öylesine şaşırtır ki neredeyse sihirbazın büyü yaptığını düşünürüz. Sihirbaz, asistanını ya da daha da etkileyicisi seyircilerden bir gönüllüyü ikiye ayırır, havada uçururuz, kaybedip geri getirir. Sonra bunu nasıl yaptı diye düşünürüz de bazılarını açıklamak mümkün değil gibidir. İşte bu sıradışılık ve merak unsuru sihirbazlığı farklı bir gösteri türü yapar. Bu yüzdendir ki yüz yıllardır dünyanın birçok yerinde ister tiyatro sahnelerinde, ister sirklerde ya da televizyonlarda sihir gösterileri her zaman ilgi çekmeyi başarmıştır.
 
Ben de sihir şovlarını çok severim. Ama şu kartlı olanlar filan o kadar hoşuma gitmez. Daha gösterişli olanları benim ve eminim çoğu kişinin favorisidir. Geçen günlerde internette yaptığım aramalar sonrası gördüm ki Criss Angel son zamanlarda dikkat çeken ünlü bir sihirbazmış. Bir zamanlar ülkemizde de gösteri yapan David Coperfield kadar ünlü değil belki ama epey yetenekli biri. YouTube'da birkaç numarasını izledim ve hayrete düştüm. "Bu adam insan olamaz!" gibi düşüncelere kapılıyorsun izlerken. Şimdi, önce aşağıda kendisinin birkaç videosunu paylaşacağım. Eminim ilginizi çekecektir. Sonra konuşmaya devam edeceğiz.
 
İlk gösteride, Criss boynuna bir zincir doluyor ve izleyicilerden ikisi zinciri iki ucundan tutup hızla çekiyor. Tabi ki Criss boğulup ölmüyor :)
 
 

Bu şovda ise Criss bir çatıdan diğerine, izleyenlerin hayret dolu bakışları altında uçuyor; evet bildiğin uçuyor!

 
Nasıl, güzel gösteriler ama değil mi? Eminim izlerken doğal olarak bu adam bunu nasıl yapıyor diye düşündünüz. Ben de öyle düşündüm ve harekete geçtim. Televizyonda bir yerlerde eskiden tanıdığım bir yüzle, daha doğrusu bir maskeyle karşılaştım bu aramaların sonucunda. Kendisi "Maskeli Sihirbaz" (The Masked Magician) olarak biliniyor ve Amerika'da yayınlanmış "Magic's Biggest Secrets Finally Revealed" ("Sihrin En Büyük Gizemleri Nihayet Çözülüyor" gibi çevrilebilir) adlı bir program yapmış. YouTube'da kendisinin bu programından birçok video bulmak mümkün. Biraz araştırınca Maskeli Sihirbaz'ın, Criss Angel'in yukarıda izlediğiniz gösterilerinin sırlarını da açıkladığını gördüm.
 
İşte, aşağıdaki bölümde Maskeli Sihirbaz yukarıda izlediğimiz iki numaranın nasıl yapıldığını gözler önüne seriyor.
 
 
 
Evet, görüldüğü gibi her sihir numarasının bir sırrı var. Elbette bu sırrı çözmek zorlaştıkça hayret ve gösteriden alınan zevk artıyor. Dolayısıyla insan bu iyi numaraları düşünüp bulan sihirbazlara saygı duyuyor.
 
İşte, aşağıda açıklanması zor başka bir illüzyonun videosunu paylaşıyorum. Amerika'nın "Yetenek Sizsiniz Türkiye" versiyonu olan "America's Got Tallent"ta yer alan numara hayret verici.
 
 
 
Eminim Maskeli Sihirbaz'ın açıkladığı daha birçok sihirbazlık numarası vardır ama yukarıdakinin onlardan biri olup olmadığını bilmiyorum.

Tema Gelişti, Slogan Değişti

Bir süredir yine aklımda bloga yenilik getirme adına fikirler dönüp dolaşıyordu. Aslında zaman zaman böyle fikirler hep geldi ve ancak akıl süzgecimden geçmeyi başaran az sayıda yenilik kendine yer buldu. Dolayısıyla Mayıs 2009'dan beri kullandığım temada (SumTech) ara ara değişiklikler yaptım ve neredeyse üç buçuk yıldır aynı temayı kullanmayı sürdürüyorum. Hatta en son böyle bir yenileme işlemini geçen yılın eylül ayında (ilgili yazı: "Temada Birkaç Yenilik") gerçekleştirmiştim.
 
Aradan geçen sürede yine yeni fikirler oldu. Yine farklı temaları deneme bloglarımda test ettim. Hatta daha ileri gidip ilk defa blogun adını değiştirme fikri kendine yer edindi. Üstelik ciddi ciddi düşündüm. Yani herşeyiyle yepyeni bir blog açıp, önceki içeriği ona aktarmak gibi fantastik düşüncelere kapıldım! Peki, sonuç ne oldu?
 
Epey bir düşündükten sonra, iyice yerleşmiş ve akıllarda ve arama motorlarında yer edinmiş olan DRT23 adını veya blog adresini değiştirmenin yarardan çok zarar getirebileceğine kanâat ettim. Üstelik geçen bunca zaman sonra DRT23 benim gönlümde de bir yer edindi. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi bir çırpıda bunu yapamayacağımı anladım!
 
Madem devrimsel fikirlerden vaz geçtik, o zaman ufak çaplı diğer fikirleri değerlendireyim dedim ve neticede temaya yeni birkaç şey ekleyip daha canlı bir hale getirmeye çabaladım. Maddeler halinde bu yenilikleri özetlemek isterim:
  • Yazı başlıklarının arkaplanı geçişli gri-mavi bir görselle süslendi.
  •  
  • Yan alan araçlarının da (sidebar widgetları) başlıkları benzer şekilde yeni görselle desteklendi.
  •  
  • Yazı alanının ve yan alan araçlarının çevrelerindeki çift taraflı sınır (border) dört taraflı hale getirildi.
  • Öne çıkan yazılar slide aracı (featured content widget) artık sadece ana sayfada görünecek hale getirildi.
  •  
  • Arama çubuğu da yeni görselle zenginleştirildi.
  •  
  • Yazıların "devamını oku" bağlantı düğmesinin görseli de değiştirildi.
  •  
  • Featured content slide aracında gösterilen "bloga hoş geldiniz" resmi yenilendi.
  •  
  • Ve belki de en önemli olarak DRT23'ün sloganı "Her zaman daha iyisi için..."den, "zamana düşülen notlar"a değiştirildi.
Tüm bu yeniliklerle beraber DRT23 yeni bir soluk kazanmış oldu. Ne diyelim; hayırlı olsun!

DRT23 4 Yaşında!


2008 yılının soğuk bir Şubat günü yeni açtığım bloguma ilk gönderimi yazmıştım. Herkes gibi bir heyecanla blog dünyasına giriş yapmıştım. Biliyordum ki birçok kişi kısa sürede hevesini yitiriyordu ve blogunu ya kaldırıyordu ya da internetin ücra bir köşesinde başıboş bırakıyordu. Acaba ben de bir süre sonra aynı duruma düşecek miydim? Bu sadece bir heves miydi?

Eğer öyle olsaydı, bugün bu yazıyı yazıyor olamazdım. O soğuk Şubat gününden, 5 Şubat 2008'den, tam 4 sene sonra yine aynı günde aynı heyecanla yazmaya devam ediyorum. Belki ilk günlerde olduğu kadar sık yazamıyorum ama ilk fırsatta bloguma eklemek için beklettiğim fikirlerimi bir notepad dosyasında saklıyorum ki yoğunluktan yazmaya fırsat bulamadığım konuları unutmayayım.

Umarım bloguma yazmaya daha uzun yıllar devam ederim. Buraya yazılanları okuyup onlara değer katan okura sevgilerle...

Nice yıllara DRT23!

İlgili yazılar:

Google Bilim Fuarı 2012


Her soruya verecek yanıtmız olmayabilir ama cevaplar kadar sorular da önemlidir. Büyük buluşların ve keşiflerin ardında çoğu zaman doğru soruyu soran insanlar vardır. Doğru soruyu bulup bilimsel merakla peşinden gitmenin önemine atfen Google Bilim Fuarı genç insanları soru sormaya davet ediyor.




13-18 yaş arasındaki öğrencilerin bireysel olarak veya iki - üç kişilik grubuyla yarışmaya katılma hakkı var. Öğrenciler ebeveynlerinin de iznini aldıktan sonra aklındaki soruyu ve o soruya yanıt bulmak için yaptığı gözlem ve deneyleri, Google ürünlerinin kullanarak (YouTube, Google Docs vb.) paylaşıyor. Bu yıl için son katılım tarihi 1 Nisan. Daha sonra çeşitli alanlardan uzmanlardan oluşan jüri farklı yaş aralıkları için finalistleri ve dereceye girenleri belirliyor.

Kazananlar için harika ödüller var: Google'dan 50 bin dolarlık eğitim bursu; National Geographic uzmanlarıyla Galapagos Adaları'na gezi; CERN, LEGO veya Google'da staj ve diğerleri. En önemlisi böylesi bir uluslararası yarışmada elde edilecek derecenin gelecekteki kariyerine olacak etkisi...

İlgili öğrenci, öğretmen ve veliler yarışmanın resmi internet sitesini ziyaret edebilir (Ne yazık ki dil seçeneklerinde Türkçe yok!): Google Science Fair 2012

Yazma Özlemi


Blogda yayınladığım son yazının tarihine bakınca fark ettim ki bir buçuk aydır hiçbir şey yazmamışım. Bu süre benim için öyle çabuk geçti ki aslında bu kadar uzun zamandır yazmadığımı fark etmek beni şaşırttı.

Blogumdan bu kısa süreli ayrılığın nedeni yaşadığım bazı yenilikler. Yeni bir okula başladım ve burada proje, dersler, ödevler, asistanlık görevleri derken o kadar yoğun geçiyor ki günlerim zamanın nasıl hızlı aktığına şaşırıyorum. Zamanı yakalayamamanın verdiği yorgunluk geriye kalan vaktimi verimli kullanmamı da engelliyor aslında.

İnsan böyle zamanlarda bazı şeyleri tekrar düşünüyor. Aslında kim olursak olalım, ne yapıyor olursak yapalım, sistem bizi önce yetiştiriyor ve sonra artık ona faydadan çok yük olmaya başlayana kadar bizi bir çarkı olarak kullanıyor. Bu sırada mutlu olmamız ya da olmamamız veya sistemi ne olarak algıladığımızın da bir önemi yok. Önemli olan küçük çarkların dönmesi ve büyük makinenin varlığını sürdürmesi. Çarklardan biri bozulursa ya da eskirse yerine yenisi, öncekiler tarafından bahşedilir.

Fazla derine dalmadan yazıyı noktalayayım. Aslında sadece hala buralarda olduğumu haber vermek için yazdım.

Temada Birkaç Yenilik

Şubat ayının başında aklıma yeni bir temaya geçme fikri girdi ve bir daha da çıkmadı! Aslında isteğim basitti: uzun zamandır kullandığım tema yerine artık yeni birşeyler denemek ve bloga yeni bir görünüm kazandırmak. Bunun için birçok tema sitesini taradım ve birbirinden güzel blogger temaları buldum. Nasıl olsa artık, Blogger için eskisi gibi sınırlı sayıda tema yoktu. Ancak bir türlü içime sinen biri olmadı. Önce blogun kuruluş yıl dönümü olan 5 Şubat geçti. Sonra baharda değiştiririm diye düşündüm ama dersler, bitirme projesi, sınavlar derken zaman bulamadım. Bolca boş zamanımın olduğu yaz aylarında tema arayışıma geri döndüm. Birkaç temayı modifiye ettim, şimdikine yeni görseller katmayı vs. denedim ama bir türlü son adımı atıp deneme bloglarımdaki temaları esas bloga aktaramadım. Sanki şimdiki tema olan SumTech üstüme (daha doğrusu blogun üstüne) yapışmıştı!

Sanırım bunun nedeni SumTech'in gerek görsel olarak gerekse araçlarıyla tam da bana hitap etmesiydi. (Ne de olsa bu temayı ben geliştirdim.) O halde neydi bu tema değiştirme isteği? Sanırım basit bir yenilik arzusuydu; karşılığını bulamayan.

Madem yolumuza SumTech'le devam ediyoruz, neden yeni birşeyler eklemeyelim? Ufak tefek birkaç yenilik yaptım. Sayfa gezinti aracı (page navigation widget) bunlardan biri. Artık sayfaların altındaki "Önceki Sayfa", "Sonraki Sayfa" linklerinin yerine sayfalar arasında dolaşıp eski yazılara ulaşmayı kolaylaştıran numerik sayfa tuşları mevcut. Blogger blogunuza bu eklentiyi eklemek isterseniz şu linke göz atın: http://www.webmastersitesi.com/blog-dunyasi/62950-blogger-page-navi-blogger-sayfa-numaralandirma.htm

Diğer yenilik biraz daha ufak birşey ama başka bloglarda görüp de beğendiğim bir ayrıntıydı ve eklemek istedim. Sayfanın alt bölümündeki (footer) yukarı tuşu ile hızlıca sayfa başına dönmek mümkün. Yalnız Mozilla'da nedense çalışmıyor. Bunu bloggerına eklemek isteyenlere verebileceğim bir link yok; çünkü başka bir deneme temamdan kodları aktararak yaptım. Yine de Google'de arayarak bulabileceğiniz birşey.

Büyükten küçüğe doğru gidiyoruz! En küçüğü ise favicon. Eski ve şimdiki faviconları ve diğer değişiklikleri yazının başındaki ekran görüntüsünde işaretledim. Yalnız nedense faviconum da (eskisi de yenisi de) yine Mozilla'da görüntülenmiyor. "Mozilla! Derdin nedir senin?" :)

250. Yazı

DRT23'te yazmaya başladığımdan bu yana yaklaşık 3 buçuk yıl geçti. Ve bu yazı bu blogda paylaştığım tam 250. yazı oluyor. 100, 250, 500, 1000 gibi sayılar bu tür durumlarda öne çıktığından ben de 250. yazıyı rastgele bir konuda değil de blog hakkında yazmaya karar verdim.

Aklıma ilk gelen şey 250 gönderinin 3 buçuk yıl için iyi bir sayı olup olmadığı. Elbette bu göreceli bir durum. Bazı bloggerlar gününün önemli bir bölümünü bloglarıyla uğraşmaya adıyor. Bazı blogların birden çok yazarı var. Böylesi durumlarda 250 gönderiye ulaşmak çok daha az bir zaman alıyor haliyle. Ben de blogu ilk açtığımda hevesle çok daha fazla zaman ayırıyordum ve daha fazla yazıyordum. Ama zamanla bu sayı ve ayırdığım zaman azaldı. Bu birçok blog heveslisinin başına gelen şeydir. İnternette binlerce blog vardır ki yayına başladıktan kısa bir süre sonra adeta yazarı tarafından terk edilmiştir.

3 buçuk yıl aslında uzun bir zaman. İnsan geriye dönüp bakınca bunu daha iyi anlıyor. O halda benim blog maceram basit bir heves değil. İlk günki kadar çok zaman ayıramasam da hala ara ara bloga yazmayı seviyorum.

Bir gün 500. ve hatta 1000. yazıya ulaşabilir miyim bilmiyorum. Nitekim hayatın ne getireceği belli olmuyor. Ama şimdilik yola devam; ilk günki hevesle olmasa da ilk günki heyecanla...

Sansür ve Pagerank


Bugün Enes ve Blogu'nda "Pagerank Saçmalıkları" başlıklı yazıyı okurken Google'ın 27 Haziran'da pagerank değerlerini güncellediğini öğrendim. DRT23 uzun zamandan beridir PR 3'e demirlemişti ve bu değerin daha uzun zaman değişmeyeceğini bekliyordum. Ancak bugün blogumun pagerank değerini internette bu hizmeti veren sitelerden birinde kontrol ettiğimde çok şaşırdım. Sonra birkaç sitede daha kontrol ettim ama sonuç aynıydı: PR 1.

Merak edenler için kısaca bahsedersek Google Pagerank aslında tüm Google aramalarının daha iyi sonuçlar vermesini sağlayan bir algoritmanın her bir internet sitesine atadığı değerdir ve 1 ile 10 arasında - 10 en yüksek puan - değişir. Böylece arama sonucunu içeren sitelerden daha kaliteli olanlar üst sıralarda gösterilir. Sitelerin değerlendirilmesinde içeriğin kalitesi ve güncelliği, diğer sitelerle arasındaki bağlantı ilişkisi kullanılır. Yani güncel, çok takip edilen ve birçok yerde linki verilen bir site daha yüksek puan alır.

Google Pagerank bir sitenin Google aramalarında hangi sırada yer alacağını etkilediği için çok önemlidir. Bu nedenle web sitesi yöneticileri, sahipleri bu konuyu önemser. Haliyle, blog yazarları için de önemlidir. Çünkü bloga daha çok ziyaretçi gelmesinin önünü açar. Bu dükkanınızın işlek bir caddede olması gibidir.

DRT23'ün pagerank değerinin bir anda bu kadar düşmesi beni çok şaşırttı ama sanırım bunun sebebini biliyorum. Hatırlayacağınız üzere yakın zamanda, geçen Mart ayında Blogger, Digiturk'un açtığı dava sonucu erişime kapatılmıştı ve sansür yaklaşık bir buçuk ay sürmüştü. Normalde DRT23 günde 50-100 arası ziyaret alırken bu süreçte günlük ziyaret sayısı birkaçla sınırlandı. Aynı süreçte bloga yeni yazılar yazmaktan da uzak kaldığımı düşününce pagerank değerindeki bu ani düşüsün ana sorumlusu sansür gibi görünüyor.

Belki blogumun pagerank değeri düştü ama neyse ki ziyaret sayısı eski değerine kısa sürede tekrar ulaştı. Benim için önemli olan da yazılarımı, paylaşımlarımı kaç kişiye ulaştırabildiğim. Belki şimdilik dükkanımız arka sokaklarda, kuytu bir köşede ama öyle görünüyor ki ziyaretçilerimiz bizi hiçbir yerde yalnız bırakmıyor.

Hızla Artan Üniversite Sayısı


Dün internette yeni bir üniversitenin temel atma töreniyle ilgili haber okudum (Haberi okumak için tıklayın!). Son yıllarda sayısı hızla artan üniversitelere bir yenisi daha katılmak üzere. Önemli olan bu üniversitenin Kayseri'de açılması ya da adının Abdullah Gül Üniversitesi olması değil. Önemli olan ve tartışılması gereken üniversite sayısı ve onunla bağlantılı olarak kalitesi.

Son birkaç yıl içerisinde üniversite sayısı iki koldan artış gösterdi: Bir yandan hükümet her şehirde en az bir devlet üniversitesi olması gerektiğine inanarak harekete geçti; diğer yandan artık belli bazı fakülteleri barındırma zorunluluğu kaldırılan vakıf (ya da halk arasında bilinen adıyla "özel") üniversiteler her yerde kurulmaya başladı. Vakıf üniversiteleri kendi kaynakları ve öğrencilerden aldıkları yüklü eğitim ücretleriyle kendi çarklarını bir yere kadar döndürmeye daha yakın görünürken devlet üniversiteleri bir iki bina, birkaç öğretim görevlisiyle üniversiteden ziyade liseye benzer şekilde hizmete başladı, başlıyor ya da başlayamıyor.

Beni çok az şey yurdun dört bir yanında üniversitelerin açılması kadar çok mutlu edebilir; lakin gerçekte olan şey bu mudur iyi düşünmek gerekiyor. Bu noktada sorulması gereken ilk şey: Neden bu kadar çok devlet üniversitesi açılıyor? Bence ilk cevap gençleri teskin etmek ve seçmenin yüzünü güldürmek olmalı. Nihayetinde daha birkaç yıl evvel ÖSS'ye (bence bu sınavın en popüler ismi olduğu için bunu kullanıyorum) giren öğrencilerin belli bir kısmı üniversiteye gitme fırsatı yakalayabiliyorken şimdi sınava girip barajı aşan herkes için bir yer mevcut. Öyle ki kontenjanın dolmadığı yerler oluyor. Eğer buna "eşitliğin", "sosyal devletin" gerekliliği gözüyle bakıyor ve "İsteyen herkes üniversite okumalı," diyorsanız çok önemli bazı şeyleri göz ardı ediyorsunuz.

Çünkü yine de herkes istediği bölümde okuyamıyor. Çünkü birçok kişi üniversite bitiriyor ama üniversite mezunu olamıyor! Çünkü insanlar meslek edinmek için okuyor ama işsiz oluyor. Çünkü bu konudaki algıda ciddi bir problem var.

Eğer yeni kurulan her üniversite dünyada öncü olma yolunda yarışan ciddi kurumlara dönüşseydi bu yazıyı yazıyor olmazdım. Birçok mezunun yine de işsiz kalacak olması gerçeğine rağmen. Ancak biliyoruz ki bugüne kadar var olan, köklü üniversitelerimizin bile ancak bir kısmı, çok uzun yıllar sonunda bir yerlere gelebildi. Kaldı ki daha önce yazdığım gibi dünyada en iyi ilk 500 üniversite arasına Türkiye'den sadece 5 okul girebiliyor (2010 sıralamsına göre; bu sayı bazen daha da azalıyor.) (Bu sıralamayı görmek için buraya tıklayın!).

Türkiye'nin ihtiyaçlarını ve gerçeklerini göz önünde tutunca bu okulların kaçı beklenen düzeye çıkabilir? Sizce Türkiye'de bütçenin kaçta kaçı üniversitelere, bilim-teknolojiye, ar-ge'ye ayrılıyor? Sizce her yıl aynı meslekten on binlerce insanın piyasaya girişi nasıl bir işsizlik çıkmazı yaratıyor? Peki, bu üniveriste hayali kuran gençleri ve ailelerini kandırmak olmuyor mu?

Üniversite sadece gençlere meslek edindirme yeri değildir. Onlara entellektüel bir ortamda kendilerini her açıdan geliştirme fırsatı veren, toplumun kanaat önderlerini yetiştiren, bilimsel çalışmalar ve teknoloji üretimi vasıtalarıyla güncel sorunlara çözümler bulan ve toplumu kalkındıran lokomotifler olmalıdır. Ancak şu anda üniversitelerimizin çok azı bu niteliklere sahip.

Türkiye'de de son bir iki yıldır üniversiteleri bilimsel araştırma üretkenliklerine göre sıralayan bir kurum var: Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Enformatik Enstitüsü. Bu kurum yaptığı araştırmaların amacını şu şekilde özetliyor:

URAP Araştırma Laboratuarı 2009 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Enformatik Enstitüsü bünyesinde kurulmuştur. URAP'ın amacı yükseköğretim kurumlarını akademik başarıları doğrultusunda değerlendirebilmek için bilimsel metodlar geliştirmek ve yapılan çalışmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktır.

Hedefimiz, çalışmalar sonucunda elde edilen veriler ile üniversitelerin kendi akademik performanslarını diğer üniversitelerle karşılaştırabilmesine ve belirlenen kriterlere göre gelişmeye açık yanlarını farketmelerine yardımcı olmaktır.


URAP (Buraya tıklayın!) sitesinde çeşitli kategorilere göre üniversitelerin sıralandığı tabloları inceleyebilirsiniz.

Tüm üniversitelerin (125 üniversite değerlendirilmiş) genel puan tablosunda ilk 20 okul şunlar:



URAP'ın internet sitesinde dünya üniversiteler sıralamasını da inceleyebilirsiniz. Kurum her yıl listelerini güncellemeyi planlıyor.

Yukarıda 125 üniversitenin değerlendirildiğini yazdım. Peki şu anda Türkiye'de kaç üniversite var? Henüz kurulma aşamasına olanları saymazsak YÖK (Yükseköğretim Kurulu) sitesindeki veriye göre 103 devlet, 62 vakıf olmak üzere 165 üniversitemiz var. Merak edenler için dünyadaki toplam üniversite sayısını da yazmak istiyorum. Bu bilgiye ulaşmak çok zor olsa da bu konuda en güvenilir metotlardan birini kullanan - ve asıl amacı üniversitelerin internet sitelerinin karşılaştırmak olan - Webometrics'in veri tabanına baktım. Buna göre dünyadaki üniversite sayısı 17,716. İlgilenenler buradaki sayfadan detaylı bilgiye ulaşabilir.

Tekrar tartışmamıza geri dönersek, son olarak şunu eklemekte fayda var: Bolluğun bir de faydası vardır. Çünkü evrimde ya da serbest piyasa ekonomisinde olduğu gibi benzer şeyden çok sayıda olması rekabeti arttırır ve geriye iyi olanlar kalır. Uzun vadede böyle bir yarış belki iyi olabilir ama unutmamak gerekir ki bu yarışın kaybedenleri çok şey kaybetmiş olacaktır.

Blogger Yasağı Kalktı

Evvelki gün "Yasak Sürüyor" başlıklı yazımı "Yakın zamanda erişim yasağının kalktığını haber vereceğim bir yazıda yeniden buluşmak dileğiyle sonlandırıyorum yazımı," ifadesiyle bitirmiştim. Aradan bir gün geçti ve dilediğim gibi Blogger'a erişim yasağı tamamen kaldırıldı. Bu güzel gelişme tüm Türk blog atmosferinde sevinçle karşılandı. Yeniden özgürce yazmak, okumak, yorum yapmak güzel; ancak bu sürecin bize, daha doğrusu yetkililere öğretmesi gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. Umarım gerekli yasal düzenlemeler yakın zamanda yapılır ve benzer internet yasakları mantıklı bir çerçeveye oturtulur.

Hayırlı olsun...