DRT23'E HOŞ GELDİNİZ...

Birçok konuda güncel haberlerin ve makalelerin yer aldığı düşünsel paylaşım blogu.

300

DRT23'teki 300'üncü yazım!

DÜNYA'NIN EN SOĞUK ŞEHRİ

İliklerinize kadar üşüyeceksiniz :)

İSTANBUL KAFASI

İstanbul apayrı bir tarihtir, kültürdür ve güzelliktir.

113 YILLIK GELENEĞİN SONU

Çünkü forma kutsaldı ve kulüp ona gönül veren insanların kulübüydü...

DRT23 6 Yaşında!

 
Aslında bu yazıyı bir ay önce yazmam gerekiyordu; yani DRT23'ün yayına başladığı 5 Şubat gününde. O gün yazacak zamanım olmadı ve birkaç gün sonra başlığı attım ve görseli ekledim yazıma ama devamını getiremedim. Yorucu bir günün akşamıydı. "Yarın devam ederim," diye düşünüp erteledim ama bir daha dönemedim. Yine, her zamanki gibi yoğunluktan vakit bulamadım. Halbuki bloğu açtığım ilk zamanlarda her gün yeni bir şeyler yazmak için, bir şeyler paylaşmak için ne kadar da hevesliydim. Ne kadar da zamanım vardı buna ayırabilecek!
 
Maalesef artık ne o kadar çok vaktim var ne de hevesim. Bloğum milyonlarca siteyi barındıran internetin bir köşesinde yalnızca varlığı sürdürüyor gibi. Arada bir hala ona içerik katan yazarı ve bir şekilde yolu buraya düşen az sayıda ziyaretçisiyle...
 
Yine de hala bu bloğun gönlümde özel bir yeri var. Hala arada bir yazmaya devam edebiliyorum. Burası hala fikirlerimi ve duygularımı herkese açık şekilde paylaşabildiğim bir platform. Bu yüzden ona ayırabildiğim ilgim azalmış olsa da DRT23'ün önemi hala aynı nazarımda.
 
Yine bloğun yıldönümü yazısını her seneki temenni ile bitiriyorum:
 
Nice yıllara DRT23!

Canlılığın Sınırı


Hayat nedir? Bu ağır bir felsefe sorusu olduğu gibi aynı ölçüde önemli bir biyoloji sorusudur. Canlı ile cansızı birbirinden ayıran özellikler nelerdir? Virüsler de canlı mıdır? Peki canlılığı anlayabilirsek sentetik canlılar üretebilir miyiz?
 
Güney Danimarka Üniversitesi'nden kimyager Martin Hanczyc, TED konuşmasında ilkel canlılığın yeryüzünde oluşması sürecinden ve laboratuvarında bu konuda yaptığı deneylerden bahsediyor:
 

 
Canlığın kimyasal temellerini daha iyi anlamamız yalnız bilimsel merakı gidermekle kalmıyor, evrimi, evrende var olabilecek diğer canlıları anlamamızı da kolaylaştırıyor.
 
Dip Not: YouTube'da bu videonun altında evrim, yaratılış, ateizm tezleri tartışılmış. Hiçbir bilimsel deney bir yaratıcının varlığını test etmek için yapılmaz. Ayrıca, hepimiz aynı şeye bakıyoruz ama her birimiz farklı görüyoruz. Demek ki nasıl bir keşif, gözlem, deney olursa olsun bunu kendi düşünce ve inançlarımıza göre yorumluyoruz.

Kuantum Kilitlenmesi



 
Fizik bilimi son bir yüz yıldır tarihe damga vuracak gelişmelere sahne olurken, maddeyi en küçük boyutlardaki özellik ve etkileşimler düzeyinde ele alan kuantum fiziği ve mekaniği bu hususta öncü konumunda. Bu gelişmeler ışığında, günlük hayatımızda farkında bile olmadığımız ilginç fiziksel gerçekleri öğrendiğimiz gibi bunların gelecekteki potansiyel uygulamaları teknolojimize çağ atlatabilecek potansiyele sahip.
 
Bu özelliklerden birisi de süper-iletkenlik. Elektrik akımını iletebilen (iletken) maddeler bu enerjinin bir kısmını ısı gibi başka enerjilere dönüştüren kısmi yalıtkanlığa (direnç) sahiptir. Ancak bazı maddeler, belli kritik bir sıcaklığın altındayken sıfır elektriksel direnç gösterirler. İste bu özelliğe süper-iletkenlik denir. Bazı süper-iletken maddeler, manyetik alanda kuantum kilitlenmesi (quantum locking ya da flux pinning) olarak adlandırılan bir davranış sergilerler ve manyetik alan içerisinde adeta kilitlenerek havada uçarlar.
 
Tel Aviv Üniversitesi'nden Boaz Almong'un TED konuşmasında sergilediği deney, kuantum kilitlenmesinin gözler önüne seriyor. Sihirbazlık gösterisi gibi ilgi çeken deney izleyiciler tarafından ayakta alkışlanıyor:
 

 
Burada sergilenen özelliğin bildiğimiz klasik manyetizma ve mıknatıs özelliklerinden farklı olduğunu belirtmek isterim. Bu özellikten yola çıkarak gelecekte hayalleri zorlayan teknolojiler geliştirmek mümkün. Süper hızlı ulaşım araçları, kayıpsız enerji nakli ve belki de Dünya'nın manyetik alanından faydalanacak teknolojiler gibi!

Aslanlara Fısıldayan Adamla Tanışın



Kevin Richardson Güney Amerikalı bir fizyolog. Yıllar önce yerel bir aslan parkında çalışmaya başladığında hayatı değişmiş. Aslanlar ve diğer vahşi hayvanların davranışlarını anlamaya ve onları korumaya adamış hayatını. Zamanla onlarla o kadar yakınlaşmış ki hiçbirimizin cesaret edemeyeceği bir yakınlık kurmuş aslanlar ve bazı diğer yırtıcı hayvanlarla. Zamanla Johannesburg yakınlarında bir koruma parkı kurmuş ve belgeseller çekmiş. Ünü "The Lion Whisperer"e çıkan Kevin'in aslanlarla olan sıra dışı yakınlığını anlamak ve vahşi hayvanların duygusal davranışlarını yakından görmek için GoPro kamerayla çekilen şu videoyu izleyebilirsiniz:

 
Kevin, projeleri ve koruma parkıyla ilgili daha fazla bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.lionwhisperer.co.za/

Saniye Saniye Uçak Kazası



























Her ne kadar en güvenli ulaşım araçlarından biri olarak gösterilse de, kaçımız bir uçağa binerken kaza ihtimalini aklımızdan geçirmez? Bu korkunun bu kadar bilinçaltımıza işlemiş olmasının nedeni uçak kazasındaki tam bir çaresizlik durumu olsa gerek. Kaç kişi uçak kazasını sağ atlatabilir ki!

Ferdinand Puentes'in yolcusu olduğu küçük uçak Hawaii'ye doğru yol alırken arızalanıyor ve okyanusa alçalarak düşüyor. Kazayı atlatanlardan birinin GoPro kamerasına ise o anlar yansıyor:

 
Kazada yolculardan biri maalesef hayatını kaybediyor. Kaza anında yolcuların gösterdiği soğukkanlılık ise akıllarda kalıyor.

300
























Vay be, sevgili okur! Tam dört aydır bir şey yazmamışım bloğuma. Sanırım bu şimdiye kadar ki en uzun ara verişim. Elbette karar verilmiş bir ara veriş değil ama ister istemez yazıların arasına günler girmeye başladı. Aslında geriye dönüp bakınca sadece büyük bir hevesle yazmaya başladığım ilk günlerde hemen her gün yeni bir şey ekliyordum bloğa. Sonraları bu enerjim azaldı ister istemez. Daha sonra ise hayatın getirdiği yoğunluk beni iyice koparmaya başladı bloğumdan. Maalesef zamanın getirdiklerine ya da götürdüklerine pek müdahale edemiyoruz. Bloğuma keyifle ve heyecanla bir şeyler yazmak da işte zamanın benden götürdüklerinden biri. Artık boş vaktim olsa bile dürüst olmak gerekirse bu zamanı bloğa yazmaktan ziyade başka şeylere harcamayı tercih ediyorum.

Neyse, bu yazı DRT23'ün 300. gönderisi! Neredeyse 6 yıl evvel üniversiteye yeni başlamış bir genç olarak adım atmıştım blog dünyasına. Bir gelenek olarak her 100. yazıyı özel bir yazı olarak yazıyorum.  Bunlardan ilki "100üm Gülüyor!"da bloğa bakış açım ve nasıl bir motivasyonla yazdığımdan bahsetmiştim. "200. Gönderi" adlı yazıya 100. yazının başlığı gibi yaratıcı bir başlık bulamamıştım! Belki biraz da bunun getirdiği hüzünle yazıyı kısa kesmiştim :) O zaman bir sonraki 100'lük yazıyı ne zaman yazacağımı bilemediğim gibi böyle bir yazının asla olup olmayacağından bile emin değildim. Nasip bugüneymiş.

Üşenmedim ve biraz da çok hakim olmadığım yeni versiyonuyla Excel'de bir grafik hazırladım. Günler süren komplike matematiksel işlemler sonrası her yüzlük yazı dilimi için geçen süreyi gösteren bir grafik ortaya çıkardım :) Bir adım daha ileri gittim ve grafik fonksiyon denklemini bulup bir sonraki 100'lük yazıyı ne zaman yazacağımı bile hesapladım. Sürtünme kat sayısını sıfır ve pi sayısını 3.14 alırsak bu öngörünün gerçek hayata yansıyacağını umuyorum :)

 
Grafikten de anlaşıldığı gibi, her 100'lük yazı dilimi için geçen süre zamanla artıyor. Buna göre 300. yazıdan 400. yazıya kadar yaklaşık 98 ay geçecek. Bu da 8 yıl demek!
 
Ben kişisel olarak hem zaman bulamadığımdan hem de artık eskisi kadar hevesim kalmadığından bloğa yazamıyorum. Ancak ortada daha büyük, küresel bir kriz var aslında! Dünya genelinde bloglara olan ilgi hayli azaldı. Bir zamanlar forumlar gözdeydi. Sonra bloglar bayrağı teslim aldı. Blogların öldüğü şu günlerde etkileşimli internet içeriğinin lideri tartışmasız sosyal medya. Başta Facebook ve Twitter geliyor. Herhalde kullanımları çok kolay ve okuyucu çekme zorluğu az olduğu için kitleler halinde onlara yönlendik (Bunda paylaşılan içeriğin kolay hazırlanması en önemli etken belki de.). Birinci çoğul şahıs olarak yazdım ama aslında şimdiye kadar herhangi bir sosyal medya hesabım olmadı. Ben hala sadık bir blogger'ım :)
 
Yakında (bir aydan az zaman sonra) bloğun 6. yıl yazısını yazarım (diye umuyorum, unutmazsam!). Devamını ona saklayarak bu yazıyı sonlandırayım. 400. yazıda buluşmak üzere sevgili okur; 8 yıl sonraya verdiğim bu randevuyu unutma!

Dünya'nın En Soğuk Şehri

 
Yeryüzündeki tüm canlı türleri kendisine en uygun coğrafyada yaşar ve bu bölgeye o canlını habitatı denir. Ancak insanoğlu tüm sınırları ve engelleri aşarak Dünya'nın dört bir yanına dağılmayı başarmıştır. Ya etrafına uyum sağlamıştır (diğer canlılar gibi) ya da etrafını kendisine uydurmuştur (diğer canlılardan farklı olarak). Gezegenimizdeki insan nüfusu coğrafi şartlar olarak ideal bölgelerde yoğunlaşmışsa da en ekstrem yerlerde bile insanlara rastlamak mümkün. Antarktika'da bile araştırma istasyonları var. Dünya yetmezmiş gibi dönüşümlü olarak bir grup astronot Uluslararası Uzay İstasyonu'nda yaşıyor!
 
Bu verdiğim iki örnek insan varlığını gösterse de buralarda henüz insan yerleşiminden bahsetmek doğru değil. Ama Dünya'nın başka uç noktalarında yaşayan insan toplulukları da var. İşste bu yerlerden biri Rusya Federasyonu'na bağlı Sakha Cumhuriyeti'nin başkenti Yakutsk. Kuzey Kutup Dairesinin 450 kilometre güneyinde kalan Yakutsk oldukça da izole bir yerleşim yeri. Google Haritalar'da incelediğime göre binlerce kilometre çapındaki alanda başka bir şehir yok.
 
 
Ancak bu şehri farklı kılan izole olması değil. Yakutsk Dünya'nın en soğuk şehri. Öyle ki kışın sıcaklık genelde - 40 C'den de aşağıda seyrediyor! Hatta tarihinde - 64 C'lik bir rekora da sahip. Bu inanılmaz soğuğa rağmen şehrin nüfusu 270 bin civarında. Peki bu kadar insan neden buraya toplanmış olabilir? Ne onları bu akıl almaz iklime katlanmaya razı ediyor?
 
Bölgeye ilk yerleşim 14. yüzyıl civarında başlamış. Aslında bu insanlar Yakut Türkleri ve bugün hala nüfusun çoğunluğu onlardan oluşuyor. Bu bölgeyi dikkate değer kılan şey yer altı zenginlikleri. Özellikle dünya elmasının beşte biri bu bölgeden çıkarılıyor. Altın gibi başka önemli madenler de burada mevcut. Maden endüstrisinin başı çektiği gelişim bu bölgeye insanları çekmiş ve bu ekstrem koşullarda yaşamaları için onlara bir neden vermiş!
 
Steeve Iuncker—Agence VU
Yazları ise sıcaklık 30 C'lere kadar yükseliyor. İnsanlar yaşam tarzlarını bu iklim koşullarına göre adapte etmiş. Şahsen insanların neden böyle bir yerde yaşamaya razı olduklarını ve ilk fırsatta göç etmediklerini anlayabilmiş değilim. Elmas ve diğer madenler çıkıyor olabilir ama eminim bu insanların hiçbiri milyarder değil. Onlar sadece işçiliğini yapıyorlar ve esas parayı şirketler kazanıyor; her yerde olduğu gibi.
 
Russian Today adlı TV kanalının Yakutsk ile ilgili yayınını aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.