İŞTE LOST'UN FİNAL BÖLÜMÜ

Tüm zamanların en ilginç dizisinin finalini öğrenmek istiyor musunuz?

LOST 6. SEZON

İşte Lost'un final sezonu hakkında bilgiler!

İLGİLENENLERE EVRİM SUNUMLARI

Evrim modern zamanların en çok tartışılan bilimsel konularından birisi.

ÜNİVERSİTLERİ BÖLMEK ÇÖZÜM DEĞİL

YÖK, nüfusu 40 binden fazla olan üniversiteleri bölmeyi planlıyor.

İşte Lost'un Final Bölümü


Tüm zamanların en ilginç dizisinin finalini öğrenmek istiyor musunuz?

İşte Lost'un finali böyle olacak :)


Resmi büyütmek için üzerine tıklayın!

Joel Watson çok güzel bir karikatürle Lost'un finalini anlatmış. Özellikle alt resimdeki detaylar harika.

İngilizce metnin Türkçe'si ise şöyle:
Üst Başlıkta: 6. sezonun sonu ve nihayet bütün sorular yanıtlandı.
Sawyer: Kate'le yaşadığım onca ilişkiden sonra o ahbabım oluverdi.
Walt: Ben gerçek bile değildim. Sonra anladığım kadarıyla küfrediyor.
Jack: Claire'in bebeği Dharma'nın Hitler klonuydu. Sun'ın bebeği de suçla savaşan robot bir suikastçiydi. Ne heyecanlı bir yıl!
Kara Duman: Aslında beni hiç açıklamadılar bile.
Hurley: Ölen tüm diğerlerini yiyerek şişman kaldım.
Orta resimde Jack: Kar yağıyor! Bu bir Noel mucizesi!
Alt resimde: Kendi küçük dünyasında yaşıyor. Sence şu kar küresinde ne görüyordur?

Bu güzel karikatürü sizinle paylaşırken yine internette karşılaştığım bir karikatürü daha ekleyeyim. Burada da Lost karakterlerini South Park tarzı çizimle yansıtmışlar.


Resmi büyütmek için üzerine tıklayın!

Hepsi birbirinden komik olmuş. Yine de bence en güzelleri Sawyer ve Charlie.

Umarım karikatürleri beğenmişsinizdir ve yazıya Lost'un finalini gerçekten biliyormuşum gibi başlamama kızmamışsınızdır ;)


Tam Sayfa Okuyun...>>

Lost 6. Sezon


Sıradan bir adada mahsur kalma hikayesi gibi başlayan fakat ilk bölümlerden itibaren bunun diğerlerinden farklı olduğunu görmeye başladığımız Lost'ta 5 sezon geride kaldı. Dönüp de geriye baktığımda diziyle ilgili nice teoriler üretildiğini fakat bunların boş çıktığını görüyorum. Birçok önemli soru 5. sezonda yanıt buldu. Fakat Lost yine bildiğimiz Lost: Hala merak ettiklerimiz var. Ve geriye her şeyin açıklanacağı son bir sezon kaldı. Final sezonunu sabırsızlıkla bekliyorum ancak bu eşsiz dizinin bitecek olmasına da üzülüyorum.

Yazının bundan sonraki kısmı diziyi 5. sezonun sonuna kadar izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Daha 6. sezonun çekimleri bile başlamadı. Ancak bildiğimiz gibi yazarlar son sezonda neler olacağını biliyorlar. Onların ve bazı oyuncuların açıklamalarını ve kendi izlenimlerimi bir araya getirdiğimde son sezona dair şunlar ortaya çıktı:

Ölümüyle hepimizi üzen şarkıcımız Charlie son sezonda diziye yeniden dahil olabilir. Charlie karakterini canlandıran Dominic Monaghan'ın basın sözcüsü bu konuda gelen yoğun soruları muğlak bir şekilde yanıtladı: "Dominic, Lost'a geri dönebilir de dönmeyebilir de." Charlie'nin - olur da dönerse - diziye yeniden dahil olması iki şekilde gerçekleşebilir: Charlie ada sayesinde canlanabilir ya da bir güç - örneğin kara duman - Charlie'nin kılığına girebilir. Alpert'in "Ben adanın ölüleri dirilttiğine şahit olmadım," sözü ikinci şıkkı öne çıkarıyor.

Jack'in kız kardeşi Claire, tıpkı ölü babasının bedeni gibi kayıplara karışmıştı. 5. sezon boyunca kendisini göremedik. Ancak Claire son sezonda diziye dönecek ve bunu senaristler açıkladı. Ancak onun da diziye nasıl döneceği tam bir muamma.

Lost altılısı Ajira uçağıyla adaya geri döndüğünde yalnız değildiler. Adaya yeni gelenlerle ilgili çok az sahne izledik. Ancak Jacob'ın Ilana ile hastahanede yaptığı görüşme ve adada Ilana ve Bram'ın sandıktan çıkardıkları John Locke'a ait beden - ki bu sahne şok ediciydi - bu iki karakterin - özellikle Ilana'nın - kilit öneme sahip olduğunu gösteriyor. Diyebiliriz ki son sezonun ilk bölümlerinde bu karakterler hakkında daha çok şey öğreneceğiz.

Nihayet "Heykelin gölgesinde yatanın" ne/kim olduğunu öğrendik. Uzun zamandan beridir adını duyduğumuz Jacob'mış. Ancak yatıp keyif çatmadığı aşikar. Sadece final bölümünde kendisini izleyebildik. Finalin sonunda ise öldürüldü. Peki bu kadar mıydı? Jacob denen adamla ilgili her şey bu kadar mı? Neredeyse eminim ki hayır. Son sezonda Jacob hakkında daha çok şey öğreneceğiz ve bedeni ölse de ruhunun adayı korumak için savaşacağını, bu yolda ona kayıp kahramanlarımızın (Jack, Kate, Sawyer...) yardım edeceğini izleyeceğiz.

Hala Kara Duman'ı merak ediyor musunuz? Son sezonda Kara Duman'ın, Jacob'ı bir gün öldüreceğini söyleyen - nitekim bölüm sonunda öldürttüğüne şahit olduğumuz - ve şu anda John Locke kılığında gezinen, 5. sezon finalinin başında gördüğümüz siyah giyen adam olduğunu öğreneceğiz.

Final sezonunun ana hikayesi, adanın iki gizemli sakini Jacob ve Kara Duman arasında geçecek olan mücadele. Bu mücadele de Jacob'ın baş yardımcısı Jack olacak ve diğer kayıp kahramanlarımız ona yardım edecek.

Jacob'ın ölürken ağzından çıkan kelime "Geliyorlar!" olmuştu. Kim bu gelenler? Jacob'ın yandaşları Jack ve arkadaşları şimdiki zamana geri dönüyor olmasın!

Ve işte can alıcı bir nokta daha! Senaristlerin uzun süre diziye yansıttıkları görüş zamanın değiştirilemeyeceği, tekrar edeceğiydi. Ancak "Değişken" adlı bölümde fizikçimiz Faraday'ın, insanların zaman denkleminin değişkenleri olduğunu söylemesi açık bir kapı bıraktı. Yine 5. sezon final bölümünün başında Jacob'la siyah giyen adam arasındaki diyalogda siyah giyen adam "Gelirler, savaşırlar, yıkarlar, mahvederler... Her zaman aynıdır..." diyor. Bu sözler senaristlerin zamanla ilgili ilk bakış açısını yansıtıyor. Ancak Jacob'ın ne dediğine dikkat ediyoruz: "Fakat bir kere son bulduğunda, ondan önceki her şey gelişimdir." Söyleyecek başka bir şey kalmıyor. Dizinin sonunda savaşı mutlak olarak Jacob'ın kazanacağını ve zamanın değişeceğini göreceğiz. Yani birçok kişinin düşündüğünün aksine 6. sezon finalinde, ilk bölümdeki kameranın Jack'in gözlerinden yakın çekim yaptığı sahneyi tekrar izlemeyeceğiz!

İşte Lost'un son sezonu böyle olacak. "Her seferinde bizi şaşırırttılar. Yanılıyor olmayasın!" diyenleri duyar gibi oluyorum. Haklısınız ama artık son sezona girerken birkaç parçayı bir araya getirmenin kalan sorulara kısmen cevap olacağını düşünüyorum. Yani son sezonda yukarıda yazdıklarımın çoğu doğru çıkacaktır.


Tam Sayfa Okuyun...>>

İlgilenenlere Evrim Sunumları


Evrim modern zamanların en çok tartışılan bilimsel konularından birisi. Bilimin toplumun ilgisini bu kadar çok çekebilmesi ve insanları bu konularda düşünmeye yöneltmesi güzel. Ancak hakkında pek bilgimiz olmadığı konularda yanılma ihtimalimiz de artıyor. Bilgi olmadan yorum olmaz! Olursa da muhtemelen yanlış olur. Elbette tartışma daha çok bilimsel değil dinsel yönüyle dikkatleri üzerine çekiyor. Ancak bilimin kapsama alanında dinler yoktur. Ne Evrim Kuramı ne de her hangi başka bir bilimsel teorinin amacı bir yaratıcının varlığını kanıtlamak ya da reddetmek olamaz. Ancak yorumlanma farkından faydalanan bazı kişiler evrim düşüncesini bir ilahi gücün yokluğunu kanıtlıyormuş gibi göstermekten kaçınmadalıar. Buna karşıt düşüncenin ortaya çıkması ise gecikmedi. Ne yazık ki karşı çıkanlar yorumlamanın hatalı olabileceğini savunmak yerine evrim kuramını temelli reddetmeyi uygun buldu. Ancak bu bilimsel bilgiye karşı çıkmak anlamına geldiğinden savunma için iyi bir destek noktası değildi.

Elbette bilim her zaman en doğruyu söyler demiyorum. Yanıldığımız şeyler olabilir. Zamanı gelince bir yanlış fark edilir ve düzeltilir. Ancak farkında olmak gerekir ki en güvenilir kavrama yolu bilimdir. Dindir demiyorum, çünkü yeryüzünde inanılan birçok din var ve bizim ilahi dediğimiz dinlerin (üç büyük dininin) bile arasında kavramsal açıdan uçurumlar var. Ve doğal olarak herkes kendi inancının en doğrusu ve hatta bütünüyle tek doğru olduğunu iddia ediyor. Bu doğal bir refleks; tersinin olmasını bekleyemezdik zaten.

İşte bu çıkmaz noktasında dünyanın her yerinde aynı ilkelerle geçerli olan pozitif bilimlere güvenmek zorundayız. Bekleyelim ve "gözlerimizle" hangi dinin en doğruyu söylediğini görelim. Madem hepimiz kendimizinkinin gerçek doğru olduğuna inanıyorsak korkmak için de bir nedenimiz yok demektir. Ancak bu ifade bir yanlış anlamaya yol açmasın. Başta da belirttiğim gibi bilimin amacı dinleri sınamak değildir.

Aslında evrim konusunda bilgi almak isteyenlere bir kaynak belirtmek için bu yazıyı yazıyorum. İnternette tonla yazı bulmak mümkün elbette. Ancak konuyla ilgiliyseniz bunlara da göz atmak isteyeceksinizdir. Geçen Mayıs ayında Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu'na katılan konuşmacıların sunumlarına buradan ulaşabilirsiniz. Farklı uzmanlıkları olan konuşmacılar olaya kendi açılarından bakmışlar. Başlıkları ilginizi çeken birkaçına bakabilirsiniz.

Seneye bu sempozyumun üçüncüsü büyük olasılıkla düzenlenecektir. Merak edenlar sıradaki organizasyonun nerede ve ne zaman yapılacağını yukarıda linkini verdiğim internet sitesini takip ederek öğrenebilirler.


Tam Sayfa Okuyun...>>

Üniversiteleri Bölmek Çözüm Değil

Son günlerde gündeme gelen bir habere göre nüfusu kalabalık üniversiteler YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) tarafından bölünecekmiş. Şu anda ben bu yazıyı üniversitemin bilgisayar laboratuarından yazıyorum ve kısa olan vaktimde bu konu hakkında bir iki şey söylemek istiyorum.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın basına verdiği demeçlerde bahsettiği şey öğrenci nüfusu 40 binin üzerinde olan üniversitleri bölmekle ilgili. Ancak henüz ayrıntılar belli değil; yani değerlendirme aşamasındalar. 40 bin temsili bir rakam. Muhtemelen bu sayıyı belirlemek için fazla çabalamadılar. Peki 40 binin üzerinde öğrencisi olan üniversitler hangileri? Başta İstanbul, Marmara, Gazi, Selçuk, Uludağ üniversiteleri var. Bu düşünce hayata geçerse bu okulların fakülteleri bölünecek ve birinden en az iki yeni okul kurulacak. İşte bizim kolay çözümümüz bu!

Öncelikle bu okulları bölerken fakülteler neye göre ayrılacak? Yeni okulların isimleri ne olacak? Mezunlar, öğrenciler, okul yöneticileri ne düşünüyor? Bunların bazıları oldukça köklü ve yurt dışında tanınan okullar?.. Böyle bir bölme işlemi okulların durumunu genel olarak zora sokmaz mı?

İsim sorununa muhtemel bir çözüm Fransa'nın dünyaca ünlü üniversitesi Sorbonne gibi olabilir belki: Sorbonne-1, Sorbonne-2. İstanbul-1, İstanbul-2; Gazi-1, Gazi-2... Eğer bölünecekse en azından isimlendirmeyi bu şekilde yapmak en doğrusu olur. Ama işin bu noktaya gelmesine yine de izin verilmemeli.

Sorunun kaynağına inelim. Bölme nedenleri ne? Öğrenci fazlalığı ve bundan kaynaklanan yönetim güçlüğü. Peki soruyorum, öğrenci sayısını bugüne kadar kim belirledi? Üniversiteler mi? Hayır, YÖK. Bizzati hem okulları ahırlara çevirir gibi her sene kontenjanları katlayacaksın ikişer ikişer. Ve göz boyamak için buna yaparken hiç sormayacaksın öğretim elemanı, bütçe, altyapı bunun için yeterli mi diye. Sonra fark edince üniversitleri kapasite fazlası yüklediğini "Hadi, bunları bölelim!" demek kolay. Daha kolayı var, yardım edeyim: Kontenjanları düşürün! Sonra bu eksikliği gidermek için bu şehirlere yeni üniversitler kurun. Ama bir zahmet tabela üniversitler olmazsa iyi olur!


Tam Sayfa Okuyun...>>

Mes Que Un Club*


Dün gece (27 Mayıs) Roma Olimpiyat Stadı'nda Avrupa futbolunun en iyi takımı muhteşem bir karşılaşma sonucu belirlendi. Pek çok açıdan heyecan verici olan maçın sonucu itibariyle birçok kişiye göre adil olması ve kupanın hak eden takıma gitmesi de gecenin diğer bir güzel yönü oldu. Böylece Barcelona'nın izleyene keyif veren, futbolun güzelliklerini pek çok yönüyle yansıtan oyunu kupayla taçlandırıldı.

İspanya'da La Liga şampiyonu olan ve Copa del Rey (Kral Kupası)nı kazanan Barcelona finale 3'te 3 yapmak için çıktı. Josep Guardiola sezon başında takımın başına getirildiğinde futbolcu olarak aynı takımda başarılarla dolu, güzel anıları olmakla beraber teknik direktörlük açısından Barça B takımını çalıştırmak dışında bir tecrübesi yoktu. Türkiye'de üç büyüklerin değil herhangi bir takımın başına böyle tecrübesiz hoca getirmeye kim cesaret edebilir ki? Ancak Başkan Laporta, Guardiola'yı tam güvenle takımın başına getirdi ve sezon içerisindeki duruşuyla ona olan inancını yansıttı. Sanırım semeresini fazlasıyla aldı. Guardiola ise en büyük, tecrübeli menajerlerin bile hayali olan bir başarıyı teknik direktörlük kariyerinin başında gerçekleştirdi.

Manchester United da Premier League'de üst üste ikinci kez mutlu sona ulaştı bu sezon. Avrupa'nın bir numaralı kupasını geçen yıl kazanmışlardı ve üst üste iki yapmak istiyorlardı. 23 yıldır kırmızı şeytanları aynı menajer, Sir Alex Ferguson çalıştırıyor. 11 lig şampiyonluğu ve 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu takımına kazandırmış olan Ferguson adeta Manchester United ile özdeşleşmiş birisi. Tecrübesi ve teknik bilgisi tartışılmaz ancak rakip Barça olunca en iyiler için bile kaybetmek oldukça olası.

Maç öncesi Portekizli Cristiano Ronaldo ile Arjantinli Lionel Messi'nin bu maçta karşı karşıya gelecek olmasından duyulan bir heyecan vardı. İkisi de oldukça yetenekli ve süper yıldız diye tabir edebileceğimiz kategorinin üyeleri. Maçın başında Ronaldo çok hırslı başladı ve önemli pozisyonlar buldu. Ancak hırsı hem centilmenliğini hem de takım oyununu zedeledi desem yanlış olmaz. Messi ise yine "Messi" işte; başka nasıl anlatılır ki? Hele o bücür boyuyla attığı kafa golü yok mu? Sonrasında kramponunu öptü. Acaba bunun bir anlamı var mıydı yoksa öylesine mi yaptı bilmiyorum ama ben ve birçok izleyici bir anlam çıkarttık: Messi dünyanın en iyi kramponu!

Oyuncuları tek tek değerlendirmeye gerek yok ama Barcelona'da birkaç kişinin ismini söylemeden olmaz. Xavi ve Iniesta ikilisi, değil iki yirmi kişiye bedel oyun ortaya çıkardılar yine. Genç Pique, savunma açısından maça sakat ve cezalılar nedeniyle sıkıntılı çıkan Barcelona'nın sigortası gibiydi. Eto'o ise bence nedendir bilmiyorum ama farklı bir hücum tarzı olan ve eşine pek rastlanamayacak türden bir oyuncu. Belki de bunun nedeni eşsiz yeteneğidir.

10' da Eto'o ve 70' de Messi'nin golleryile 2 - 0 Barcelona'nın kazandığı final maçının adamı olarak Messi seçildi.

Avrupa Şampiyonlar Ligi 2009 Şampiyonu olan Barcelona bu kupayı daha önce 91 - 92 ve 2005 - 2006 sezonlarında kaldırmıştı.

Bir Barcelona destekçisi olarak ben de Barça'yı kutluyorum. Avrupa basınının ağız birliği etmişçesine belirttiği gibi gerçekten hak eden takım kazandı. Umarım Barça bu ilham veren oyun anlayışını korur ve biz futbolseverleri sevindirmeye ve kupaları toplamaya devam eder.

*Bir Kulüpten Daha Fazlası: Barcelona FC'nin sloganı.


Tam Sayfa Okuyun...>>

Pozitif Futbol Kazandı


Dün gece futbolun zirve ligi, Şampiyonla Ligi'nde her ne kadar her anı göze hoş gelen bir oyun olmasa da bazı yönleriyle ders çıkarılacak bir maç izledik. Stamford Bridge'e ilk maçta kendi sahasında gol bulup önemli bir avantajla gelmiş bir Barcelona yoktu ama atılacak bir gol yeterliydi. Ayrıca ilk maçta gol bulamasa da herkesin takdir ettiği bir oyun sahaya yansıtmıştı Katalan ekibi. Rakip Chelsea geçen sene Manchester United'a finalde, penaltı atışlarıyla kaybetmişti. Tabiri caizse akıtılan paraya ve yıldızlarla dolu kadrosuna rağmen Chelsea hayallerindeki kupayı son anda avucunun içinden kaçırmıştı. Bu yüzden bu maç onlar için fazlasıyla önemliydi; artık hayal gerçekleştirilmeliydi. Zaten takımın teknik direktörü Guus Hiddink maç öncesinde oyuncularına artık bunun son şansları olduğunu, takımın yaşlandığını ve bu kadronun muhtemelen gelecek yıl bozulacağını söylemişti.

Hiddink'in uyarısı işe yaramış olmalı ki Essien'le daha ilk on dakika bitmeden golü buldu mavili ekip. Gol de gerçekten çok güzeldi. Ancak Chelsea takımı sahaya tıpkı ilk maçtaki gibi oynamak için değil, oynatmamak için çıkmıştı. Sadece kontra ataklarla, Drogba'nın gol bulması üzerine kurgulanmıştı oyun felsefesi. Maçın bitimine onlarca dakika olmasına rağmen Chelsea'li oyuncular zaman zaman süreyi geçirmek için tiyatro oynamaktan da geri kalmadılar.

Barcelona'da sakat Marquez ve Henry ile cezalı Puyol'un yokluğu takımın özellikle defansın ortasında zorluk yaşamasına neden oldu. Henry'nin yokluğunda Eto'o sol açıkta oynadı; fakat Eto'o'nun alışık olduğu, iyi oynadığı mevki ceza sahası civarında son adam olmak. Messi ise bütün gece çok az sahneye çıktı. Kötü mü oynadı? Hayır, ancak hepimizin beklediği gibi döktüremedi de. Çünkü Chelsea'lilerin duvar gibi markajı altındaydı.

Barcelona iyi paslarla topa yine açık ara farkla en çok sahip olan taraf oldu. Fakat, hem eksikler hem de Chelsea'nin negatif futbolu yüzünden kaleye gitmekte zorluk çekti. 66. dakikada Abidal kırmızı kartla oyun dışında kalınca ve geçen süreyle her dakika umutlar biraz daha azaldı. Artık Chelsea taraftarı zafer şarkılarını söylerken 90 + 3'te orta sahanın yıldızı İniesta nefis bir gole imza attı. Bu andan sonra ne Barçalıların sevincini ne de Chelsealilerin muhteşem hayal kırıklığını anlatmaya yetecek sözler bulamıyorum.

Bu sonuç futbolu seven herkesi memnun etmiş olmalı; çünkü bize futbolun şov yönünü hakkıyla sunan Barça, savaşlarda savunma yapıyor gibi kalesini savunan ve izleyiciyi sıkan Chelsea'yi cezalandırdı.

Maçın hakeminden de kısaca söz etmek gerekir. Norveçli Tom Ovrebo'nun maçı iyi yönettiğini söylemek mümkün değil. Başka bir hakem görev yapsaydı bu maçın sonucu çok farklı olabilirdi. Hem Abidal'e çıkarılan kırmızı kart fazlaydı hem de Chelsea'nin net bir penaltısı verilmedi. Yani hakem tarafsız hatalar yapmış oldu!

Şimdi futbol severleri 27 Mayıs'ta çok güzel bir karşılaşma bekliyor. Roma'da oynanacak final maçında dünyanın en iyi oyuncuları olarak gösterilen ve sürekli birbiriyle kıyaslanan Messi ve Cristiano Ronaldo karşı karşıya gelecek. Manchester United üst üste ikinci kez zafere ulaşmak, Barcelona en son 2006'da aldığı kupayla hasretin uzamasını engellemek istiyor. Bizler de güzel futbol izlemek istiyoruz :)


Tam Sayfa Okuyun...>>

Barcelona Farkı


Dün gece İspanya'da tam bir futbol resitali vardı. El Classico'da Barcelona ezeli rakibi Real Madrid'i 6 - 2 gibi tarihi bir skorla hem de Bernabeu'da mağlup etti. Aslında maçı izleyen herkes hak verecektir ki bu skoru bir kenara bırakalım, maç beraberlikle falan bile bitseydi Barça'yı ayakta alkışlamak gerekirdi. Çünkü Barcelona skor için değil, güzel futbol için oynayan bir takım. Bu kadar güzel oynayınca zaten ister istemez böyle bir sonuç ortaya çıkıyor.

Hafta içinde Chelsea ile Nou Camp'ta golsüz berabere kalmıştı Barcelona. Önümüzdeki hafta içi bu kez Stamford'ta oyanayacaklar. Yani dün geceki maç iki şampiyonlar ligi yarı finali maçının arasına denk geldi. Geçen haftaki lig maçında bir başka güçlü ekip Valencia ile 2 - 2 berabere kalmıştı. Bir ara 10 puanın üzerine çıkan fark aynı hafta Real Madrid'in Sevilla'yı 4 - 2 mağlup etmesiyle 4'e kadar düşmüştü. Son 5 haftaya girilirken bu maç bir anlamda şampiyonluk yarışında kırılma noktasıydı.

Her ne kadar ilk golü Real bulsa da (Higuain, 14') beraberlik 3 dakika sonra Henry'nin ayağından geldi. İlk yarıda Puyol (20') ve Messi (30') attıkları gollerle önce Barça'nın öne geçmesini, sonra da farkı açmasını sağladılar. İkinci yarının başında Sergio Ramos'un kafa golü (56') Real'i umutlandırdıysa da bu fazla uzun sürmedi. Oyunun kontrolünü elinde tutan Katalan ekibi Henry (58'), Messi (75') ve Pique (82') nin golleriyle ezeli rakibinin sahasında tarih yazdı ve şampiyonluğa iyice yaklaştı.

Maçın neredeyse tamamında topu ayağında tutan ve iyi pas yapan Barcelona çok rahat bir maç çıkardı. Karşısındaki sanki Real Madrid değildi de alelade bir takımdı. Her ne kadar dün gece Eto'o biraz tutuklu oynadıysa da başta Xavi, Messi ve Henry olmak üzere Barça tek kelimeyle futbol dersi veren bir oyun sergiledi. Real Madrid'liler hariç maçı izleyen herkes bu şovdan büyük keyif aldı. Hatta belki Real'li taraftarlar bile zevk almıştır!

Pique'nin son dakikalarda attığı golle Barcelona bu sezon La Liga'da attığı gol sayısını 100'e çıkardı. Kalan 4 haftada bu sayının daha da artacağını düşünürsek rahatlıkla Barça'nın bu yıl rakiplerine "gol olup yağdığı"nı söyleyebiliriz.

Şimdi puan farkı 7'ye çıktı. Barcelona'nın kalan maçları Villareal, Mallorca, Osasuna ve Deportivo ile. Real ise gelecek hafta lig dördüncüsü Valencia ile deplasmanda karşı karşıya gelecek. Valencia'nın hemen önündeki Sevilla'yı geçip ligi üçüncü tamamlamak için bu maçı önemseyeceğini hatırda tutarsak kalan haftaların lideri değiştirmesinin zor olduğunu söyleyebiliriz.

Sloganı "Bir kulüpten daha fazlası" olan Barcelona dün geceki maçta da farkını ortaya koydu. Büyük bir ihtimalle - bir mucize olmazsa - bu yıl ligde şampiyon olacak. Ama başta da söylediğim gibi tek başına skor veya kupalar önemsiz; önemli olan "güzel oyunu" oynayarak bu başarılara ulaşmak ve Barça da bunu yapıyor. Alt yapısı, oyun felsefesi ve diğer unsurlarıyla Barcelona bu farklı yapısını sürdürmeye devam edecektir; arada bir iki yıl başarısızlıklar olabilir ama bunlar bu mentalite ile devam edildikçe gelip geçici durumların ötesine geçemez.

Destekçisi olduğum Barcelona'ya önümüzdeki Chelsea maçında da başarılar diliyorum. Umarım güzel futbollarından bizi Şampiyonlar Ligi finalinde mahrum etmezler. Hele bir de rakip Manchester United olursa finalin tadından yenmez! (La Liga'dan girdik, Şampiyonlar Ligi'nden çıktık :)


Tam Sayfa Okuyun...>>