2014 Dünya Kupası Başlarken


 
Ülkemizdeki hemen her erkek gibi benim için de spor deyince ilk akla gelen dal futbol. Çocukken severek oynadığımız, saatlerimizi top peşinde geçirdiğimizi günleri hep özlemle anarım. Ancak pek iyi bir futbol oyuncusu olduğum söylenemez ama zamanında kalede fena değildim. Ya da defansta oynardım. Kabul ediyorum, biraz faullü oynardım ve defansta olmam rakip takımın forvetleri için biraz riskliydi :) Lise yıllarımda da az çok futbol oyandım ama ilerleyen yıllarda bu güzellikten mahrum kaldım maalesef. Bu açığı bilgisayar başında FIFA serisi oyunlarını oynayarak kapatmaya çalıştım galiba. En çok futbol izlediğim dönemlerde ise Türkiye liginden ziyade İspanya ligini takip ettim. Zaten bazı okuyucular önceki yazılarımdan Barcelona taraftarı olduğumu bilir. Son bir senedir Amerika'nın Avrupa ile olan zaman farkından dolayı İspanya maçlarını bile izlemekten uzak kaldım. Kısacası diyebilirim ki her ne kadar futbol delisi değildimse de hiç bir zaman futbola bu kadar uzak da kalmamıştım. Dünya Kupası'nın başlamakta olduğu şu günlerde bu gerçek biraz içimi burktu. Bir de turnuvada Türkiye'nin yer almayacak olması tuz biber oldu diyebilirim.
 
Herhalde bizim jenerasyonun asla unutmayacağı Dünya Kupası heyecanı 2002 yılında yaşanmıştı. Şampiyonayı o yıl 3. olarak tamamlamıştık. O güzel yaz tatilinde heyecanla TV başına oturup hem Türkiye'nin maçlarını hem de diğer büyük takımların maçlarını ne de keyifle izlerdik. Maalesef o yıldan sonra milli takımımız bize bir daha Dünya Kupası heyecanını yaşatmadı. Aslında zaten 2002 öncesinde de sadece bir kez (1954) finallerde oynamıştık. Beni ve birçok futbol severi en çok üzen ise futbolun bu kadar çok sevildiği bir ülkenin başarı olarak olması gereken düzeyden maalesef çok geride olması. Şimdi FIFA'nın sitesine bakıyorum ve görüyorum ki İsviçre gibi bir ülke dünya sıralamasında 6. sırada! Ekonomik krizle boğuşan komşumuz Yunanistan 12. sırada. Futbol deyince Amerikan futbolunu anlayan Birleşik Devletler ise 13. sırada. (Türkiye'nin şu anki sıralaması 35.) Ve bu takımlar 2014 Dünya Kupası için şu an Brezilya'dayken Türkiye yine yok. Bence artık TFF'nin ve Türkiye'de futbola yön veren diğer kişi ve kurumların bu konuyu ciddi ciddi irdelemesinin zamanıdır. Hep 3. olmamızı kimse beklemiyor zaten ama her Dünya Kupası'nda olmalı Türkiye; olabilmeli bence.
 
Statların yetişmeyeceği endişesi, güvenlik problemleri, halkın protestoları arasında Brezilya için ev sahipliği zamanı geldi. Futbol deyince akla gelen ilk ülkelerden olan Brezilya'da bakalım nasıl bir Dünya Kupası'na şahitlik edeceğiz. En azından bu sene Güney Afrika'da bizi bezdiren vuvuzelalar olmayacak! Kupayı kimin kazanacağını kestirmek ise oldukça zor. Her zaman favorilerden olan, bu yıl ev sahipliği avantajını da taşıyan Brezilya olabilir. Ama sanki son iki Avrupa şampiyonası ve son Dünya Kupası'nı kaldıran ve iki takımı bu yıl Şampiyonlar Ligi finalinde karşı karşıya gelen İspanya daha büyük bir favori gibi. Dünyanın günümüzdeki en iyi iki futbolcusu olan C. Ronaldo ve Messi'nin performansları da merak konusu. Messi nedense bugüne kadar Dünya Kupası finallerinde kendisinden beklenen performansı gösteremedi. Belki bu yıl onun için farklı bir yıl olur.
 
Son olarak takım formalarından da kısaca söz edelim. Mashable'in burada derlediği galeriye göz atabilirsiniz. Ben de yazıyı yazan arkadaşa katılıyorum ve Brezilya'nın formalarını çok başarılı buldum. Genel olarak ise tasarımlara sadeliğin hakim olduğunu görüyoruz. Arada bir iki tane, 80'lerin Dünya Kupalarını hatırlatan çok renkli tasarım var (Kamerun ve Gana formaları gibi).
 
Hafta içi oynanacak maçlar okulda olduğum saatlere denk gelecek. En azından hafta sonuna denk gelen maçları, diğerlerinin de özetlerini izlerim. Elbette 13 Temmuz pazar günü oynanacak final kaçmaz!


113 Yıllık Geleneğin Sonu


 
Bloğu önceden beri takip edenler bilir FC Barcelona taraftarı olduğumu. Belki gidip de Camp Nou'da bir maç izlemek henüz nasip olmadı ama yaklaşık 10 yıldır Barcelona'yı takip ediyorum. Fırsat buldukça maçlarını izliyorum televizyondan. Şimdi hatırlıyorum da henüz Barcelona dünya futbolunda bu kadar sükse yapmadan önce bu takıma ilgi duymamın sebeplerinden biri de formalarında reklam taşımamalarıydı. O zamana kadar hep formalarının her bir tarafı irili ufaklı reklamlarla dolu takımları izlemiştim. Sonra öğrendim ki Barcelona gibi birkaç takım daha kulüp felsefesi olarak forma reklamı almıyormuş - almıyordu. Çünkü forma kutsaldı ve kulüp ona gönül veren insanların kulübüydü. O zamanlar bu felsefe bana da romantik gelmişti. Açıkçası hala öyle ama günümüz dünyasıyla ne kadar uyumlu?
 
Barcelona kulübü de böyle sorgulamış ve taraftar çoğunluğunun onayıyla 113 yıllık geleneğe son vermiş. Hatırlarsınız zaten son birkaç yıldır UNICEF ve Qatar Foundation reklamı taşıyordu Barcelona forması; ancak bunlar ticari kuruluşlar değildi. Bu yıl itibariyle ilk kez ticari bir marka olan Katar Havayolları (Qatar Airways) logosu yer alıyor formada. Katarlı firma bu anlaşma için yıllık 25 milyon sterlin (75 milyon TL'den fazla) ödemeyi kabul etmiş!
 
Barcelona taraftarının bir bölümü bu anlaşmadan memnun değil. Ama bunun nedeni onların hala romantik düşünmesi. Her şeyin para olduğu şu kapitalist dünyada beğensek de beğenmesek de para düşünülmesi gereken bir etmen. Barcelona yöneticileri de böyle düşünmüş olmalı çünkü pasif olarak (taş atıp da kolları yorulmuyor ya ;) ) kazanacakları bu meblağ ile her yıl bir iki yıldız transfer yapabilirler. Böyle bir denklemi hangi ticari yapı görmezden gelebilir. Evet, taraftarlar her ne kadar kulüplerine gönülden bağlı olsalar da tüm spor kulüpleri aynı zamanda ticari birer organizasyondur.
 
Neyse, esas ben sizinle bu anlaşmanın ürünü olan oldukça güzel bir reklam filminin videosunu paylaşmak istiyordum. Buyurun, video aşağıda:
 

 

109'a Karşı 11


Dünyanın en köklü ve başarılı futbol kulüplerinden Real Madrid, kuruluşunun 109. yılını kutlamak için 109 Çinli çocukla maç yaptı. Bu sıradışı kutlama maçını İspanyol ekibi 2-1 kazandı. Sahada yüzden fazla çocuğa karşı oynamaya çalışan futbolcular ilginç görüntüler oluşturdu. Aklıma dev bir orduya karşı direnen bir avuç askerin hikayesini anlatan 300 Spartalı filmini getiren maçtan görüntüleri aşağıdaki videodan seyredebilirsiniz.

Sıradışı Penaltı Golü

Dün haberlerde izledim bu penaltı golünü ve burada paylaşmak istedim. Uzun zamandır futbolla ilgili birşeyler yazmıyordum bloga ama bu golü görünce videoyu eklemek istedim. Belki henüz izlemeyenler vardır.



Bu güzel ve sıradışı penaltı golünü eleştirenler de var. Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan karşısında 5 - 2 öndeyken bu penaltı atışını BAE takımından Awana Diab kullanıyor. Skor avantajının verdiği rahatlıkla 'ukalaca' kullanılmış bir penatlı olarak yorumlayanlar var. Ama bence bu şekilde düşünüp eleştirmek biraz ağır kaçıyor. Neticede bu bir oyun ve futbolcu kurallar dahilinde bir atış yapıyor. Elbette skor açısından bu kadar rahat olmasaydı BAE, Diab bu harekete cesaret edemezdi muhtemelen. Ama amacı karşı takımı aşağılamak değil, unutulmaz bir gol atmak bence. En azından ben bu şekilde değerlendirmek istiyorum.

Neyse, YouTube'da bu videoyu bulurken altta yer alan bir yorum bana daha eski fakat yine ilginç bir penaltıyı hatırlattı. Aşağıdaki video 2006 Dünya Kupası final maçından. Hani İtalya ile Fransa'nın karşılaştığı ve Zidane'ın rakip oyuncuya kavgada kafa attığı o meşhur maç. Malum Zidane bu maçla futbolculuk kariyerini sonlandırmıştı. Ama üstad bu kadar ciddi ve gerilimli bir maçta, üstelik skor avantajı yokken, öyle bir penaltı golü atmıştı ki...

Barcelona Formasına Reklam Alıyor


Birçok futbol otoritesine göre dünyada en iyi futbol oynayan takım... 111 yıllık, rüya gibi başarılarla dolu bir tarih... Bir kulüpten daha fazlası (mes que un club)... Fakat Barcelona'yı diğer kulüplerden ayıran bir gelenek sona eriyor.

Katalanların futbol arenasındaki temsilcisi Barcelona, oynadığı güzel oyunla, yetiştirdiği muhteşem yeteneklerle ve aldığı başarılarla tüm dünyada en çok bilinen futbol kulüplerinden birisi. Çok az takıma nasip olacak şekilde, dünyanın dört bir yanında sayısız taraftara sahip bir takım. Barcelona'yı bilen futbol severler onun formasına reklam almama geleneğini de bilir. Çünkü o bordo-mavi forma, sadece bir futbol takımının kıyafeti olmaktan ziyade bir duruşun da sembolü olagelmiştir. Ancak, şimdi 111 yıllık bu gelenek birkaç milyon avro karşılığında sona erecek ve Barça forması, o sembolik anlamını yitirip sıradan bir formaya dönüşecek.

Son birkaç yıldır UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu) logosunu yardım ve fonun tanıtımı amacıyla formasında taşıyan Barcelona, para almak bir yana bunun için fona yıllık bağışta bulunuyordu. Yeni imzalanan anlaşma ile bu sezonun ikinci yarısında başlamak üzere Barcelona, Katar Vakfı'nın logosunu beş buçuk yıl boyunca taşıyacak ve karşılığında 165 milyon avro alacak.

Bir Barcelona taraftarı olarak aslında bu ani kararı anlayabilmiş değilim. Kulübün ekonomik durumu, futbol başarısı kadar olmasa da parlak sayılır. Tarihinde ekonomik olarak daha zor şartlarda bulunmasına rağmen forma reklamını bir gelir kapısı olarak görmemiş olan kulübün şimdi bu kararı alması ilginç. Tabi, sonuçta futbol da tıpkı modern dünyadaki herşey gibi ekonomiye dayanıyor. İşin bu yüzünü görmezden gelip sadece duygusal davranmak kulübe zarar verebilir. Sanırım bazı yöneticiler, böylesi bir kaynaktan yararlanmamayı finansal açıdan bir hata olarak yorumladılar.

Yine de taraftarların bir kesimi yöneticilerle hem fikir değil. Bunlardan biri de takımın efsanevi oyuncularından ve bir dönem teknik direktörlüğünü üslenen Johan Cruyff. Cruyff bir gazeteye yaptığı açıklamada şunları söylemiş:

Biz, dünyada eşi olmayan bir kulübüz, hiçbir kulüp tarihi boyunca formasını ilk haliyle muhafaza edemedi. Biz hem bunu yaptık, hem de rekabeti sürdürdük. Sonra bu eşsizliği, bütçemizin yaklaşık 100'de 6'sına sattık.

Anlamadığım bir noktaya daha değinmek istiyorum: Katar Vakfı, bilim ve eğitime destek amacıyla kurulmuş bir vakıf ve kurucusunun Katar Emiri olduğunu düşünürsek petrol zengini bu Arap ülkesinde bağış bulmakta zorluk çekmiyordur. Öyleyse milyonlarca avroyu bilim ve eğitim yerine reklama harcamanın amacı nedir? Bana bir çeşit gövde gösterisi gibi geldi. Tartışmalar arasında FIFA tarafından 2022 Dünya Kupası'na ev sahibi seçilen Katar'ın reklamı gibi olacak - sonuçta logoda "Katar" Vakfı yazıyor.

Sahte Milli Takım


Zaman zaman dünyada öyle absürt şeyler oluyor ki insan hiçbir anlam veremiyor. Haberleri okurken ntvmsnbc'nin sitesinde çok tuhaf bir haberle karşılaştım. Haberin kendisi normal de hikayesi sıradışı. İnanılmaz ama bir futbol milli maçında yer alan takımlardan biri sahte! Evet, bildiğimiz sahte!

Buradaki habere göre, Arap ülkesi Bahreyn ile Afrika ülkesi Togo hazırlık maçında karşı karşıya gelmiş. Milli takımların bu mücadelesi Bahreyn'in 3-0'lık galibiyetiyle sonuçlanmış. 7 Eylül'de oynanan maçta başlangıçta herşey normal görünüyor. Ancak daha sonra anlaşılıyor ki Togo milli futbol takımı Bahreyn'e hiç gitmemiş.

Doğal olarak maç skoru geçersiz sayılıyor. FIFA da olayı soruşturmaya başlamış. Ama insanın aklı almıyor: Kim di o futbolcular o zaman? Kim, niye böyle birşey yapar ki? Hadi yaptı diyelim, bu nasıl profesyonel bir sahtekarlıktır ki kimse birşey anlamadı? Hepsini geçelim, bir teknik direktör ya da futbolcu kimle karşılaşacağını bilmez mi yahu?

Gerçekten çok tuhaf! Neyse, araştırma sonucu işin arka planı açığa çıkar herhalde. Belki de birileri sadece eğlenmek istemiştir! Unutulmaz bir anı olmuştur sahtekarlar için de...

Türk Telekom Arena



Galatasaray'ın yapımı halen devam eden yeni stadının inşaatı sona yaklaşıyor. Şişli, Seyrantepe'de yükselen stadın kapasitesi 55 bin seyirci. Tamamı 160 milyon avroya mal olan stadın 29 Ekim 2010'da tamamlanması hedefleniyor. Bittiğinde Türkiye'nin en modern stadyumu olacak olan Seyrantepe Spor Kompleksi - Türk Telekom Arena Stadı, şimdiden Avrupa'nın 5 yıldızlı statlarından biri olarak kabul ediliyor. Galatasaray camiasının heyecanla açılışını beklediği statta ilk maçın 2010-2011 sezonu ikinci yarısının başında oynanması bekleniyor.


Yukarıda 4 Ağustos 2010 tarihi itbariyle stat inşaatından güncel bir fotoğraf yer alıyor. Şu anda çatı, koltuklar ve ince işlerle ilgili çalışmalar hızla sürüyor. Aşağıda ise tamamlandığında stadın nasıl görüneceğine dair temsili görseller yer alıyor.







Altın Top Adayları Belli Oldu


Tüm dünyadan futbolseverlerin ilgiyle takip ettikleri FIFA 2010 Dünya Kupası'nda sona yaklaşılırken gözler pazar günü oynanacak finalde. Turnuva boyunca milli takımlarının başarısı için mücadele eden futbolculardan bazıları için heyecanın diğer bir nedeni de finalden sonra açıklanacak ödüller. Adidas sponsorluğunda en iyi futbolculara sunulacak Altın Top, Gümüş Top ve Bronz Top ödülleri için de final heyecanı yaşanıyor.

Güney Afrika'da geriye oynanacak iki karşılaşma kaldı. Cumartesi gecesi üçüncülük maçında Almanya ile Uruguay, pazar gecesi ise finalde Hollanda ile İspanya karşı karşıya gelecek. İngiltere ve Arjantin'i farklı skorlarla kupa dışına ittikten sonra yarı finalde favori gösterilen Almanlar, İspanya'nın etkili takım oyunu karşısında çaresiz kalıp, tek gole boyun eğdiler. Uruguay karşısında favori görünüyorlar ama moral durumlarını göz önünde tutunca Uruguay'a da şans tanımak gerekir. Finalde karşı karşıya gelecek iki takımdan İspanya favori. Yeri gelmişken, "Güney Afrika 2010 Başlıyor" yazımda, daha turnuvanın başında şöyle bir yorumda bulunmuştum: "Ben son yıllardaki performanslarını da dikkate alarak üç takımı favori görüyorum: Her zaman olduğu gibi Brezilya, son Avrupa şampiyonu İspanya ve çok iyi hücum futbolu oynayacaklarına inandığım Hollanda. Bu üçü içindense gönlümde yatan ülke İspanya. Son dünya şampiyonu İtalya'ya ise şans vermiyorum." İyi bir tahmin!

Öte yandan FIFA Teknik Çalışma Grubu üyelerince "Turnuvanın En İyi Oyuncusu" adayları belirlendi. İlk üçe girecek oyunculara sırasıyla Adidas Altın Top, Gümüş Top ve Bronz Top ödülleri verilecek. Adaylar şunlar: Diego Forlan (Uruguay), Asamoah Gyan (Gana), Andres Iniesta (İspanya) , Lionel Messi (Arjantin), Mesut Özil (Almanya), Arjen Robben (Hollanda), Bastian Schweinsteiger (Almanya), Wesley Sneijder (Hollanda), David Villa (İspanya), XAVI (İspanya).

Bu on isimden hangilerinin ödüllendirileceğini ise Dünya Kupası'ndaki akredite medya temsilcilerinin oyları belirleyecek. Kazananlar 11 Temmuz'daki finalden sonra açıklanacak.

Adidas Altın Top ödülünü daha önceden kazanan futbolcular ise şunlar: İspanya 82'de Paolo Rossi (İtalya), Meksika 86'da Diego Maradona (Arjantin), İtalya 90'da Salvatore Schillaci (İtalya), ABD 94'te Romario (Brezilya), Fransa 98'de Ronaldo (Brezilya), G. Kore - Japonya 02'de Oliver Khan (Almanya) ve Almanya 06'da Zinedine Zidane (Fransa).

FIFA 2010'da 2. Tur Heyecanı Başlıyor


FIFA Dünya Kupası 2010 Güney Afrika'da grup karşılaşmaları dün itibariyle sona erdi. Turnuvaya katılan 32 ülkeden yarısı havlu atarken diğer 16'sı kupaya giden yolda ilerlemeye devam ediyor. Sırada 2. tur karşılaşmaları var.

Gruplarda oynanan 32 maçta tam 101 gol kaydedildi. Portekiz ve Arjantin 7'şer golle fileleri en çok havalandıran iki takım olurken İspanya'dan David Villa, Arjantin'den Gonzalo Higuain ve Slovakya'dan Robert Vittek 3'er golle en skorer oyuncular oldular. İlk 100 golün 5'i son dakikada kaydedildi; yani 90. dakika en çok gol kaydedilen zaman dilimi oldu. 20 şutla kaleleri en çok hedefleyen isim ise Arjantin'den Lionel Messi oldu. Hiç puan alamadan elenen Kuzey Kore'nin en başarılı ismi kalecisiydi. RI Myong Gunk, 21 kurtarışla grupların en başarılı file bekçisi oldu.


Bu şampiyonada son 16'ya kalan takımlardan sadece 6'sı Avrupalı. Bu sayıyla Avrupa tüm zamanların en kötü Dünya Kupası'nı yaşıyor. Herşeye rağmen şampiyon bir Avrupa ülkesi olabilir. Öte yandan Portekiz ile 0-0 berabere kalan Brezilya, 1978'deki kupadan beri ilk kez bir grup maçında gol atamadı. Sambacılar bu tuhaf bilgiye rağmen hala en büyük favorilerden!

"Güney Afrika 2010 Başlıyor" başlıklı yazımda gruplardan çıkması beklenen favori 8 takımdan bahsetmiştim. Bunlardan Fransa ve İtalya için kupa yolculuğu kısa sürerken diğerleri 2. tura yükselmeyi başardı. Fransa'dan ziyade İtalya'nın elenmesi ben dahil bir çok futbol severi daha fazla şaşırttı. Şimdi son şampiyondan yoksun bir şampiyona izleyeceğiz.


2. turdaki her karşılaşmada birer maç oynanacak. Beraberlik halinde 15'er dakikalık 2 uzatma oynanacak ve eşitlik yine bozulmazsa penaltılara geçilecek. Yukarıdaki tabloda çeyrek finale yükselmek için mücadele edecek takımlar ve maç takvimi yer alıyor. Tablodaki saatler ev sahibi ülkenin yerel saatleri olduğundan Türkiye saati ile maçların 1 saat sonraya denk geldiğini (16.00 için 17.00 ve 20.30 için 21.30) hatırlatırım.

2. turun en güzel iki eşleşmesi Almanya - İngiltere ve İspanya - Portekiz. Kazanacakları tahmin etmek kolay olmasa da bence Almanya ve İspanya çeyrek finale daha yakın görünüyor. Arjantin, Hollanda ve Brezilya diğer favoriler iken Uruguay - Güney Kore, ABD - Gana, Paraguay - Japonya maçlarında taraflar eşit şansa sahipmiş gibi görünüyor.

Not: Şampiyona başında sidebar'a koyduğum FIFA aracındaki bilgiler düzenli güncellenmediği için bu aracı şimdilik kaldırdım.

Güney Afrika 2010 Başlıyor

Dünya Kupası'nın başlamasına saatler kaldı. Bana göre dünyanın en önemli spor olayı bu; olimpiyatlardan bile daha önemli. Çünkü futbol dünyanın her yerinde en çok ilgi duyulan spor. Ve futbolun en önemli organizasyonu da FIFA Dünya Kupası - Her ne kadar Jose Mourinho, Şampiyonlar Ligi'ni Dünya Kupası'ndan daha önemli görse de.

Bu yıl şampiyona tarihinde ilk kez Afrika kıtasına taşınıyor. Ekonomi ve güvenlik temelli bazı endişelere rağmen Güney Afrika bu işi en iyi şekilde gerçekleştirebilmek için bayağı yol kat etti. Güvenlik meselesi ise ancak şampiyona sırasında test edilebilecek. Umarım hiçbir sorun çıkmaz ve güzel bir organizasyon izleriz.

Dünyanın dört bir yanında Dünya Kupası heyecanı, başlama düdüğünün çalacağı ana yaklaştığımız şu sıralarda iyice artıyor. Fakat ne yazık ki Türkiye'de heyecan biraz buruk; tıpkı milli takımlarını turnuvada izleyemeyecek diğer ülkelerde olduğu gibi. Bu yine de futbolseverleri organizasyonun keyfini çıkarmaktan alıkoyamayacak. Yeni model LCD ve plazma televizyonların daha çok satıldığına inandığım şu günlerde Dünya Kupası arkadaş çevrelerinde de sıkça muhabbet konusu oluyor. Kendi takımımızı izleyemeyecek olsak da hemen herkesin bir favorisi var. Ben son yıllardaki performanslarını da dikkate alarak üç takımı favori görüyorum: Her zaman olduğu gibi Brezilya, son Avrupa şampiyonu İspanya ve çok iyi hücum futbolu oynayacaklarına inandığım Hollanda. Bu üçü içindense gönlümde yatan ülke İspanya. Son dünya şampiyonu İtalya'ya ise şans vermiyorum. Yine de herşeyde olduğu gibi futbolda da şans faktörü çok şeye kadir. Tıpkı Yunanistan'ın Euro 2004'teki şampiyonluğu ya da Güney Kore'nin FIFA 2002'deki dördüncülüğü gibi. Yine de hiçbir başarıyı tek başına şansa bağlayamayız.



FIFA 2010'da ilk maçlar 11 Haziran Cuma günü oynanacak. Açılış maçında yerel saatle 16.00'da ev sahibi Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika ile oynayacak. Günün ikici maçında saat 20.30'da A grubunun diğer iki takımı Uruguay ve Fransa karşı karşıya gelecek. İlk maçların zamanından söz açılmışken hemen ekleyeyim: İstanbul saati Johannesburg'ünkinden 1 saat ileride. Yani maç saatlerinin TSİ çok erken ya da geç oynanması gibi bir sorun bu yıl için söz konusu değil.

Şöyle bir 8 gruptaki 32 takıma göz atınca her gruptan çıkacak bir takımı tahmin etmek pek zor görünmüyor: Fransa, Arjantin, İngiltere, Almanya, Hollanda, İtalya, Brezilya, İspanya (grup sırası ile). Fakat gruptan çıkacak ikinci takım olmak için gruplardaki diğer takımların şansları eşit gibi görünüyor.

Turnuva süresince ara ara yazılar yazmayı umuyorum. Ama her zaman DRT23'ün yan bölgesinde (sidebar) FIFA aracı olacak. Buradan son haberleri ve gruplardaki son durumu hızlı bir şekilde takip edebilirsiniz. Ben ülke olarak İspanya'yı seçtiğim için açılışta İspanya yer alıyor. Ülke başlığının sağındaki Change (değiştir) yazısına tıklayıp açılan küçük pencereden seçim yaparak FIFA aracının favori ülkenizi ön planda tutmasını sağlayabilirsiniz. DRT23'e her ziyaretinizde desteklediğiniz takımın son durumunu FIFA aracından böylece takip edebilirsiniz.

Dünyanın En İyi Futbolcusu


Arsene Wenger, Messi için "O, dünyanın en iyi futbolcusu," derken ne hissediyordu bilinmez ama ister Barcelona taraftarı olsun isterse olmasın futbolu seven herkes Messi'yi izlerken büyük keyif alıyor.

Ne yazık ki Barcelona'nın Arsenal'i (Yoksa "Messi'nin Arsenal'i" mi demeliydim! ) 4-1 mağlup ettiği karşılaşmayı izleyemedik. Nitekim Star Tv, Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçlarını yayınlamak yerine Papatyam dizisini yayınlamayı tercih etti. Belki makul bir açıklamaları vardır ama Şampiyonlar Ligi deyince hepimizin aklına gelen Star'ın daha özverili olması gerekirdi.

2-2'nin rövanşında Nou Camp'ta oyanan maçta Messi şov yapıp Arsenal'in kabusu oldu dersek abartmış olmayız. Zaten dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen (bana göre zaten en iyisi) Messi'nin performansı bu sezon çok daha iyi ve takımının başarısında aslan payına sahip. Bence artık onu C. Ronaldo ile karşılaştırmak abes kaçar. Maradona veya Pele ile kıyaslayabilecek kadar yaşlı değilim (Maradona'nın zaman zaman ekranlarda yer alan birkaç ünlü golü dışında bu futbolcuları izleme şanşım olmadı.) ama en azından Messi'nin günümüzün en iyisi, tüm zamanların da en iyi birkaç futbolcusundan biri olduğunu kabul edebiliriz. Allah nazarlardan saklasın da onu daha uzun yıllar seyredebilelim :) Sonra, spikerlerin "Çölde bir vaha gibi!" diye tanımladıkları Ronaldinho gibi sönüvermesin!



Yukarıdaki videoda Messi'nin golleri var. Bu goller 21', 37', 42' ve 88' de geldi. Arsenal'in tek golünü ise 18. dakikada Bendtner kaydetti. Gecenin diğer maçında İnter, Rusya'da CSKA Moskova'yı ilk maçta olduğu gibi yine tek golle (Sneijder - 6') geçti ve yarı finalde Barcelona'nın rakibi oldu. İlk maç 20 Nisan'da İtalya'da, rövanş ise bir hafta sonra İspanya'da oynanacak.

Çeyrek finalin son maçları da bu gece oynanacak. Bordeoux, O. Lyon'u (ilk maç: L: 3-1 :B); Manchester Utd, Bayern Münih'i (ilk maç: B: 2-1: M) ağırlayacak.

Şampiyonlar Ligi'nde bu yıl final maçı 22 Mayıs'ta Madrid'de oynanacak.

Futbol Tarihinin En İyi Takımı Barça

Başta Real Madrid destekçileri olmak üzere bu yazının başlığını abartılı bulanlar olabilir. Ancak Barcelona, teknik direktöründen genç ve yıldız oyuncularına kadar büyük bir hırsla mücadele eden tüm ekibiyle; sahada ortaya koydukları güzel oyunla ve bu çalışmalarının karşılığı olan altı kupayla bu yıl efsaneleşti.

Profesyonel menajerliğe ilk kez geçen sezonun başında Barcelona ile başlayan ve eski bir Barça oyuncusu olan Pep Guardiola yönetiminde Barcelona, İspanya La Liga şampiyonluğu, Kral Kupası (Copa del Rey) ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarının ardından sezonun devamında İspanya Süper Kupası (Supercopa de Espana) ve UEFA Süper Kupası'na da sahip olmuştu. Adeta kupa canavarına dönüşen Katalan ekibinin son başarısı FIFA Kulüplerarası Dünya Şampiyonluğu oldu.

Bu yıl altıncısı, Birleşik Arap Emirlikleri, Abu Dabi'de düzenlenen turnuvaya kıtaları temsilen katılan takımlar şunlardı: TP Mazembe (Afrika), Al Ahli FC ve Pohang Steelers FC (Asya), FC Barcelona (Avrupa), Atlante Futbol Club (Kuzey ve Orta Amerika), Auckland City FC (Okyanusya), Club Estudiantes de La Plata (Güney Amerika) (Takım isimlerinin üzerine tıklayarak, takımlarla ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz.). Oynanan çeyrek final ve yarı final maçlarından sonra finale Barcelona ve Estudiantes çıktı.

Final mücadelesinde 37. dakikada Boselli'nin golüyle Estudiantes öne geçti. 88. dakikada Barcelona'nın yeni gençlerinden Pedro attığı golle takımına beraberliği hediye etti. Normal süresi 1-1 beraberlikle biten maçta, uzatmalarda 110. dakikada Arjantinli yıldız Messi kupayı takımına getiren golü kaydetti.

Barcelona 6. FIFA Kulüplerarası Dünya Kupası'nı müzesine götürürken bir sezonda tüm kupaları kazanan dünyanın ilk takımı olma onuruna erişti.

Barcelona, "futbol tarihinin en iyi takımı" olurken, takımı bu efsanevi süreçte çalıştıran teknik direktör Pep Guardiola ise belki de bir futbol menajerinin kurabileceği en büyük hayali daha kariyerinin ilk yılında yaşadı.

Bu süreçte öne çıkan isimlerden biri de Barcelona'nın genç yeteneği Pedro oldu. Pedro bu turnuvanın yarı finalinde de gol atmıştı. Genç futbolcu bu golle, 110 yıllık Barça tarihinde bir sezonda 6 kulvarda birden gol atan ilk oyuncu unvanının sahibi oldu.

Barcelona THY İle Uçuyor


Dünya futbolunun en köklü ve başarılı takımlarından ve benim de destekçisi olduğum Barcelona takımı artık Türk Hava Yolları ile uçacak. Geçtiğimiz günlerde imzalanan anlaşma 3 yıl geçerli olacak ve toplam maliyeti ise 9 milyon avro. Anlaşma ile THY, Barcelona'nın "resmi taşıyıcısı" unvanını alıyor. Gelecek 3 yıl boyunca Barcelona futbol takımını yurt dışı deplasman maçlarına THY'nin tahsis edeceği uçak taşıyacak.

Barcelonalı yıldızlar İstanbul'da

Bu uçuşların ilki 13 Aralık'ta gerçekleşti ve İspanyol ekibini 6. FIFA Kulüplerarası Dünya Kupası karşılaşmaları için Birleşik Arap Emirlikleri'ne THY uçurdu. Ancak İspanya Sivil Havacılık Kurumu, "AB dışı orijinli hava yolu şirketlerinin uçaklarının, AB'den AB dışına seferlerinde şirketin ait olduğu ülkeye teknik iniş yapması" kuralı gereğince direkt uçuşa izin vermeyince ilk uçuş krize neden oldu. Abu Dabi'ye gitmek üzere havalanan uçak Barça kafilesi yolcularıyla İstanbul'a uğradı ve bir saatlik aradan ve yakıt ikmalinden sonra yoluna devam etti.

THY logosu Barcelona.com'da

Sponsorluk anlaşması gereği THY'nin logosu, aralarında Audi ve Nike'ın da bulunduğu diğer sponsorların logolarının yanında, Barcelona.com internet sitesinde yer almaya başladı. İnternette araştırmama rağmen anlaşmanın diğer ayrıntılarına ulaşamadım. Ancak, muhtemelen Nou Camp'ta da THY reklamları dönmeye başlayacak. Barcelona takımının bir gelenek olarak forma sponsoru almadığını da hatırlatayım.

Son yıllarda kalitesini arttıran ve dünyanın en iyi hava yollarının oluşturduğu topluluk olan Star Alliance'a üye olan THY, bu sponsorluk ile iyi bir reklam yapmanın yanı sıra marka değerini de arttıracak gibi görünüyor.

El Classico'da 159. Randevu

İspanyol futbolunun en büyük iki takımı, iki ezeli rakip, Barcelona ve Real Madrid bu pazar Nou Camp'ta karşı karşıya geliyor. La Liga'da şampiyonluğun en önemli iki adayı El Classico (Klasik) olarak adlandırılan karşılaşmada boy ölçüşecek. 12. haftaya rakibinin bir puan önünde lider giren Real Madrid liderliğini sürdürmek, Barcelona ise rakibine kaptırdığı sırasını geri almak istiyor.

El Classico'da geçen yıl oynanan ilk maçı Barcelona 2-0 kazanmış, ikinci maçta ise deplasmanda Real'i 6-2 ile hezimete uğratmıştı. Son şampiyon pazar akşamı kendi evinde oynayacağı maçta benzer bir galibiyet almak istiyor. Real Madrid ise bu yıl yenilenen kadrosuyla daha iddialı.

81 yıllık (3 yılında iç savaş nedeniyle maç yapılmadı.) El Classico tarihinde Real Madrid 68 galibiyet ile önde. Barça'nın galibiyet sayısı 60 iken 30 karşılaşma da beraberlikle sonuçlanmış. Bugün dünyanın dört bir yanında ilgiyle takip edilen El Classico'da 159. randevu pazar akşamı Nou Camp'ta ve TSİ 20:00'da. Karşılaşma NTV'den canlı yayınlanacak.



Ezeli rekabetin son perdesine iki yıldız futbolcunun özellikle damga vurması bekleniyor. Manchester United'dan rekor ücretle transfer edilen fakat sakatlığı nedeniyle haftalardır oynayamayan Cristiano Ronaldo ilk El Classico'suna çıkıyor. Dünya futbolunda Ronaldo ile sık sık kıyaslanan Messi ise son La Liga maçında sakatlık geçirmişti ve bu maça yetiştirilmeye çalışılıyor. Her iki oyuncunun bu maçta kozlarını paylaşması şüphesiz ki maçın keyfini arttıracaktır. Ancak özellikle Barcelona'da orta sahanın yıldızları Xavi ve Iniseta ikilisi ile yılın çıkış yapan genci Pedro'nun performansları da - elbette forma giyme şansı buldukları takdirde - maçın kalitesini etkilecektir.

Sakatlığı nedeniyle sahaya çıkamama ihtimali olan diğer bir yıldızsa Barcelona'nın Inter'den transfer ettiği yıldız golcü Ibrahimovic. Ibra, hafta içi eski takımı Inter ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçında da yer almamış, güzel futbolla göz dolduran Barça maçı 2-0 kazanmıştı. Şampiyonlar Ligi'ndeki son maçında Real ise Zürih'i tek golle geçmişti.

Son zamanlardaki performansları karşılaştırıldığında Barcelona'nın kaliteli oyunu ile Real karşısında favori olduğunu söyleyebiliriz. Ancak oynayamamaları halinde Messi ve Ibrahimovic'in yoklukları sıkıntı yaratabilir. İki takım arasında bir puanlık fark olduğunu ve henüz ligin 12. haftasında olduklarını hatırlarsak maçın sonucu matematiksel olarak çok büyük bir önem taşımıyor. Şüphesiz ki karşılaşmanın bir de psikolojik etkisi var ki bunu da maç sonrasında göreceğiz.

Stankovic'ten Muhteşem Bir Gol



İtalya birinci futbol ligi olan Seria A'da bu hafta sonu (17 Ekim Cumartesi) oynanan Cenova - Inter maçında, futbol sahalarında ender rastladığımız türden bir gol kaydedildi. İlk yarının uzatma dakikalarında (45+4. dakika) Interli golcü Stankovic orta sahadan, gelişine vurduğu topu ağlara göndermeyi başardı. Bu sıradışı golü yukarıdaki videoda izleyebilirsiniz.

Cambiasso (6') ve Balotelli (31') kaydettikleri gollerle takımlarını Cenova (Genoa) deplasmanında 2-0 öne geçirmişlerdi. İlk yarının uzatmaları oynanırken Cenova kalecisi Amelia, kalesinden açılmış halde önündeki topu uzaklaştırmaya çalışırken adeta Interli yıldız oyuncu Stankovic'e asist yaptı. Tecrübeli golcü gelişine vurduğu topu orta sahadan boş kaleye göndermeyi başardı. Orta sahadan atılmış az sayıdaki gol arasına giren Stankovic'in bu golü, topun kaleye gelişine vurularak gönderilmesi bakımından daha nadir bir gol.

Karşılaşmanın ikinci yarısında Vieira (66') ve Maicon (71') attıkları gollerle maçın 5-0 bitmesini sağladı. Puanını 19'a çıkaran Inter, maç fazlasıyla Sampdoria'nın 3 puan önünde liderliğini sürdürüyor. Cenova ise 8 haftada topladığı 13 puanla 5. sırada yer alıyor.

Mes Que Un Club*


Dün gece (27 Mayıs) Roma Olimpiyat Stadı'nda Avrupa futbolunun en iyi takımı muhteşem bir karşılaşma sonucu belirlendi. Pek çok açıdan heyecan verici olan maçın sonucu itibariyle birçok kişiye göre adil olması ve kupanın hak eden takıma gitmesi de gecenin diğer bir güzel yönü oldu. Böylece Barcelona'nın izleyene keyif veren, futbolun güzelliklerini pek çok yönüyle yansıtan oyunu kupayla taçlandırıldı.

İspanya'da La Liga şampiyonu olan ve Copa del Rey (Kral Kupası)nı kazanan Barcelona finale 3'te 3 yapmak için çıktı. Josep Guardiola sezon başında takımın başına getirildiğinde futbolcu olarak aynı takımda başarılarla dolu, güzel anıları olmakla beraber teknik direktörlük açısından Barça B takımını çalıştırmak dışında bir tecrübesi yoktu. Türkiye'de üç büyüklerin değil herhangi bir takımın başına böyle tecrübesiz hoca getirmeye kim cesaret edebilir ki? Ancak Başkan Laporta, Guardiola'yı tam güvenle takımın başına getirdi ve sezon içerisindeki duruşuyla ona olan inancını yansıttı. Sanırım semeresini fazlasıyla aldı. Guardiola ise en büyük, tecrübeli menajerlerin bile hayali olan bir başarıyı teknik direktörlük kariyerinin başında gerçekleştirdi.

Manchester United da Premier League'de üst üste ikinci kez mutlu sona ulaştı bu sezon. Avrupa'nın bir numaralı kupasını geçen yıl kazanmışlardı ve üst üste iki yapmak istiyorlardı. 23 yıldır kırmızı şeytanları aynı menajer, Sir Alex Ferguson çalıştırıyor. 11 lig şampiyonluğu ve 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu takımına kazandırmış olan Ferguson adeta Manchester United ile özdeşleşmiş birisi. Tecrübesi ve teknik bilgisi tartışılmaz ancak rakip Barça olunca en iyiler için bile kaybetmek oldukça olası.

Maç öncesi Portekizli Cristiano Ronaldo ile Arjantinli Lionel Messi'nin bu maçta karşı karşıya gelecek olmasından duyulan bir heyecan vardı. İkisi de oldukça yetenekli ve süper yıldız diye tabir edebileceğimiz kategorinin üyeleri. Maçın başında Ronaldo çok hırslı başladı ve önemli pozisyonlar buldu. Ancak hırsı hem centilmenliğini hem de takım oyununu zedeledi desem yanlış olmaz. Messi ise yine "Messi" işte; başka nasıl anlatılır ki? Hele o bücür boyuyla attığı kafa golü yok mu? Sonrasında kramponunu öptü. Acaba bunun bir anlamı var mıydı yoksa öylesine mi yaptı bilmiyorum ama ben ve birçok izleyici bir anlam çıkarttık: Messi dünyanın en iyi kramponu!

Oyuncuları tek tek değerlendirmeye gerek yok ama Barcelona'da birkaç kişinin ismini söylemeden olmaz. Xavi ve Iniesta ikilisi, değil iki yirmi kişiye bedel oyun ortaya çıkardılar yine. Genç Pique, savunma açısından maça sakat ve cezalılar nedeniyle sıkıntılı çıkan Barcelona'nın sigortası gibiydi. Eto'o ise bence nedendir bilmiyorum ama farklı bir hücum tarzı olan ve eşine pek rastlanamayacak türden bir oyuncu. Belki de bunun nedeni eşsiz yeteneğidir.

10' da Eto'o ve 70' de Messi'nin golleryile 2 - 0 Barcelona'nın kazandığı final maçının adamı olarak Messi seçildi.

Avrupa Şampiyonlar Ligi 2009 Şampiyonu olan Barcelona bu kupayı daha önce 91 - 92 ve 2005 - 2006 sezonlarında kaldırmıştı.

Bir Barcelona destekçisi olarak ben de Barça'yı kutluyorum. Avrupa basınının ağız birliği etmişçesine belirttiği gibi gerçekten hak eden takım kazandı. Umarım Barça bu ilham veren oyun anlayışını korur ve biz futbolseverleri sevindirmeye ve kupaları toplamaya devam eder.

*Bir Kulüpten Daha Fazlası: Barcelona FC'nin sloganı.

Pozitif Futbol Kazandı


Dün gece futbolun zirve ligi, Şampiyonla Ligi'nde her ne kadar her anı göze hoş gelen bir oyun olmasa da bazı yönleriyle ders çıkarılacak bir maç izledik. Stamford Bridge'e ilk maçta kendi sahasında gol bulup önemli bir avantajla gelmiş bir Barcelona yoktu ama atılacak bir gol yeterliydi. Ayrıca ilk maçta gol bulamasa da herkesin takdir ettiği bir oyun sahaya yansıtmıştı Katalan ekibi. Rakip Chelsea geçen sene Manchester United'a finalde, penaltı atışlarıyla kaybetmişti. Tabiri caizse akıtılan paraya ve yıldızlarla dolu kadrosuna rağmen Chelsea hayallerindeki kupayı son anda avucunun içinden kaçırmıştı. Bu yüzden bu maç onlar için fazlasıyla önemliydi; artık hayal gerçekleştirilmeliydi. Zaten takımın teknik direktörü Guus Hiddink maç öncesinde oyuncularına artık bunun son şansları olduğunu, takımın yaşlandığını ve bu kadronun muhtemelen gelecek yıl bozulacağını söylemişti.

Hiddink'in uyarısı işe yaramış olmalı ki Essien'le daha ilk on dakika bitmeden golü buldu mavili ekip. Gol de gerçekten çok güzeldi. Ancak Chelsea takımı sahaya tıpkı ilk maçtaki gibi oynamak için değil, oynatmamak için çıkmıştı. Sadece kontra ataklarla, Drogba'nın gol bulması üzerine kurgulanmıştı oyun felsefesi. Maçın bitimine onlarca dakika olmasına rağmen Chelsea'li oyuncular zaman zaman süreyi geçirmek için tiyatro oynamaktan da geri kalmadılar.

Barcelona'da sakat Marquez ve Henry ile cezalı Puyol'un yokluğu takımın özellikle defansın ortasında zorluk yaşamasına neden oldu. Henry'nin yokluğunda Eto'o sol açıkta oynadı; fakat Eto'o'nun alışık olduğu, iyi oynadığı mevki ceza sahası civarında son adam olmak. Messi ise bütün gece çok az sahneye çıktı. Kötü mü oynadı? Hayır, ancak hepimizin beklediği gibi döktüremedi de. Çünkü Chelsea'lilerin duvar gibi markajı altındaydı.

Barcelona iyi paslarla topa yine açık ara farkla en çok sahip olan taraf oldu. Fakat, hem eksikler hem de Chelsea'nin negatif futbolu yüzünden kaleye gitmekte zorluk çekti. 66. dakikada Abidal kırmızı kartla oyun dışında kalınca ve geçen süreyle her dakika umutlar biraz daha azaldı. Artık Chelsea taraftarı zafer şarkılarını söylerken 90 + 3'te orta sahanın yıldızı İniesta nefis bir gole imza attı. Bu andan sonra ne Barçalıların sevincini ne de Chelsealilerin muhteşem hayal kırıklığını anlatmaya yetecek sözler bulamıyorum.

Bu sonuç futbolu seven herkesi memnun etmiş olmalı; çünkü bize futbolun şov yönünü hakkıyla sunan Barça, savaşlarda savunma yapıyor gibi kalesini savunan ve izleyiciyi sıkan Chelsea'yi cezalandırdı.

Maçın hakeminden de kısaca söz etmek gerekir. Norveçli Tom Ovrebo'nun maçı iyi yönettiğini söylemek mümkün değil. Başka bir hakem görev yapsaydı bu maçın sonucu çok farklı olabilirdi. Hem Abidal'e çıkarılan kırmızı kart fazlaydı hem de Chelsea'nin net bir penaltısı verilmedi. Yani hakem tarafsız hatalar yapmış oldu!

Şimdi futbol severleri 27 Mayıs'ta çok güzel bir karşılaşma bekliyor. Roma'da oynanacak final maçında dünyanın en iyi oyuncuları olarak gösterilen ve sürekli birbiriyle kıyaslanan Messi ve Cristiano Ronaldo karşı karşıya gelecek. Manchester United üst üste ikinci kez zafere ulaşmak, Barcelona en son 2006'da aldığı kupayla hasretin uzamasını engellemek istiyor. Bizler de güzel futbol izlemek istiyoruz :)

Barcelona Farkı


Dün gece İspanya'da tam bir futbol resitali vardı. El Classico'da Barcelona ezeli rakibi Real Madrid'i 6 - 2 gibi tarihi bir skorla hem de Bernabeu'da mağlup etti. Aslında maçı izleyen herkes hak verecektir ki bu skoru bir kenara bırakalım, maç beraberlikle falan bile bitseydi Barça'yı ayakta alkışlamak gerekirdi. Çünkü Barcelona skor için değil, güzel futbol için oynayan bir takım. Bu kadar güzel oynayınca zaten ister istemez böyle bir sonuç ortaya çıkıyor.

Hafta içinde Chelsea ile Nou Camp'ta golsüz berabere kalmıştı Barcelona. Önümüzdeki hafta içi bu kez Stamford'ta oyanayacaklar. Yani dün geceki maç iki şampiyonlar ligi yarı finali maçının arasına denk geldi. Geçen haftaki lig maçında bir başka güçlü ekip Valencia ile 2 - 2 berabere kalmıştı. Bir ara 10 puanın üzerine çıkan fark aynı hafta Real Madrid'in Sevilla'yı 4 - 2 mağlup etmesiyle 4'e kadar düşmüştü. Son 5 haftaya girilirken bu maç bir anlamda şampiyonluk yarışında kırılma noktasıydı.

Her ne kadar ilk golü Real bulsa da (Higuain, 14') beraberlik 3 dakika sonra Henry'nin ayağından geldi. İlk yarıda Puyol (20') ve Messi (30') attıkları gollerle önce Barça'nın öne geçmesini, sonra da farkı açmasını sağladılar. İkinci yarının başında Sergio Ramos'un kafa golü (56') Real'i umutlandırdıysa da bu fazla uzun sürmedi. Oyunun kontrolünü elinde tutan Katalan ekibi Henry (58'), Messi (75') ve Pique (82') nin golleriyle ezeli rakibinin sahasında tarih yazdı ve şampiyonluğa iyice yaklaştı.

Maçın neredeyse tamamında topu ayağında tutan ve iyi pas yapan Barcelona çok rahat bir maç çıkardı. Karşısındaki sanki Real Madrid değildi de alelade bir takımdı. Her ne kadar dün gece Eto'o biraz tutuklu oynadıysa da başta Xavi, Messi ve Henry olmak üzere Barça tek kelimeyle futbol dersi veren bir oyun sergiledi. Real Madrid'liler hariç maçı izleyen herkes bu şovdan büyük keyif aldı. Hatta belki Real'li taraftarlar bile zevk almıştır!

Pique'nin son dakikalarda attığı golle Barcelona bu sezon La Liga'da attığı gol sayısını 100'e çıkardı. Kalan 4 haftada bu sayının daha da artacağını düşünürsek rahatlıkla Barça'nın bu yıl rakiplerine "gol olup yağdığı"nı söyleyebiliriz.

Şimdi puan farkı 7'ye çıktı. Barcelona'nın kalan maçları Villareal, Mallorca, Osasuna ve Deportivo ile. Real ise gelecek hafta lig dördüncüsü Valencia ile deplasmanda karşı karşıya gelecek. Valencia'nın hemen önündeki Sevilla'yı geçip ligi üçüncü tamamlamak için bu maçı önemseyeceğini hatırda tutarsak kalan haftaların lideri değiştirmesinin zor olduğunu söyleyebiliriz.

Sloganı "Bir kulüpten daha fazlası" olan Barcelona dün geceki maçta da farkını ortaya koydu. Büyük bir ihtimalle - bir mucize olmazsa - bu yıl ligde şampiyon olacak. Ama başta da söylediğim gibi tek başına skor veya kupalar önemsiz; önemli olan "güzel oyunu" oynayarak bu başarılara ulaşmak ve Barça da bunu yapıyor. Alt yapısı, oyun felsefesi ve diğer unsurlarıyla Barcelona bu farklı yapısını sürdürmeye devam edecektir; arada bir iki yıl başarısızlıklar olabilir ama bunlar bu mentalite ile devam edildikçe gelip geçici durumların ötesine geçemez.

Destekçisi olduğum Barcelona'ya önümüzdeki Chelsea maçında da başarılar diliyorum. Umarım güzel futbollarından bizi Şampiyonlar Ligi finalinde mahrum etmezler. Hele bir de rakip Manchester United olursa finalin tadından yenmez! (La Liga'dan girdik, Şampiyonlar Ligi'nden çıktık :)

Futbol Para Ligi'nde Fenerbahçe On Dokuzuncu

Deloitte adlı finansal denetim şirketi futbolda en çok gelir elde eden kuluüplerle ilgili araştırmasını yayınladı. 2007-2008 sezonu dikkate alınarak yapılan araştırmaya göre dünyanın en çok kazanan takımı Real Madrid. Fenerbahçe de en çok kazananlar listesinde ilk yirmiye girmeyi başardı.

Deloitte'nin Futbol Para Ligi 2009 adını verdiği araştırmada futbol kulüplerinin 2007-2008 sezonunda bilet satışları, televizyon yayınları, lisanslı ürün satışları gibi gelir kaynakları dikkate alındı ve dünyanın en çok kazanan yirmi kulübü belirlendi. Gelirlere karşılık giderler incelenmediği için araştırma sonucunda dünyanın en zengin kulüplerinin belirlendiğini düşünmek yanlış olacaktır. Ancak yine de bu listenin en zengin kulüpler listesine yakın olması muhtemel.

Geçen sezonun en çok para kazanan takımı 365 milyon Euro ile Real Madrid. Onu araştırmanın baz aldığı sezonda hem Premier Lig hem de Şampiyonlar Ligi'nde şampiyon olarak gelirlerini önemli ölçüde (yaklaşık % 20) arttıran Manchester United izliyor. Fakat hem Manu'nun hem de diğer İngiliz kulüplerinin gelirleri Sterlin'in Euro'ya karşı değerinin düşmesi neticesinde azaldı ve listede bu ülkenin takımları için dezavantaja neden oldu. Üçüncü en çok kazanan takım ise 308 milyon Euro ile Barcelona oldu.

Listede dünyanın en çok izlenen ligi olan Premier Lig'de mücadele eden 7 takım bulunuyor. Almanya (Bundesliga) ve İtalya (Seri A)'dan 4'er takımın yer aldığı listede Fransa (Ligue 1) ve İspanya (La Liga)'dan 2'şer takım var. İlk yirmiye dünyanın en büyük bu beş liginden takımlar dışında girmeyi başaran tek kulüp ise Fenerbahçe. Fenerbahçe 111 milyon Euro gelir ile 19. sırada yer alıyor. Böylece Türkiye'nin en zengin futbol kulübü olan Fenerbahçe elde ettiği gelir bakımından da Türkiye'de rakip tanımadığını tescillemiş oldu.

Deloitte, Futbol Para Ligi 2009 sonucunda oluşan liste şöyle:
(Sıra - Kulüp - Gelir [milyon Euro])

1. Real Madrid - 365,8
2. Manchester Utd. - 324,8
3. Barcelona - 308,8
4. Bayern Münih - 295,3
5. Chelsea - 268,9
6. Arsenal - 264,4
7. Liverpool - 210,9
8. Milan - 209,5
9. Roma - 175,4
10. Inter - 172,9
11. Juventus - 167,5
12. O. Lyon - 155,7
13. Schalke 04 - 148,4
14. Tottenham - 145,0
15. Hamburg - 127,9
16. Marsilya - 126,8
17. Newcastle U. - 125,6
18. Stuttgart - 111,5
19. Fenerbahçe - 111,3
20. Manchester City - 104,0

Guardiola'dan En İyi Başlangıç

Barcelona bu yıl da fırtına gibi esiyor adeta. La Liga'da sezonun ilk yarısını topladığı rekor puanla ilk sırada tamamlayan Katalan ekibinin bu başarısı menajer Josep Guardiola'ya da kulüp tarihinin en iyi başlangıcını yapan teknik adam olma unvanını kazandırdı.

Görevde bulunduğu sürede takımı İspanya şampiyonluğunun yanında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna da taşımayı başaran Rijkaard'dan boşalan koltuğa sezon başında getirilen Guardiola aynı zamanda kulüp tarihinin önemli futbolcularından da biri. Bu başarısını bu kez takımın başında gösterip gösteremeyeceği tereddütlerini La Liga'da ilk yarı sonu itibariyle ortadan kaldırmış gibi görünen Guardiola'nın takımının şimdi sezon sonunda bu başarıyı hangi kupalarla süsleyeceği merak ediliyor. 19 maçın oynandığı ligin ilk yarısını 16 galibiyet ve 59 golle tamamlayan Barcelona, topladığı 50 puanla lig tarihinde ilk yarıda alınan en yüksek puan rekorunu da ele geçirdi. En yakın rakipi Real Madrid'in 12 puan önünde bulunan Barça'nın bu yıl şampiyon olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Performansını Şampiyonlar Ligi maçlarına da yansıtabilirse takım üç yıl sonra bir kez daha bu kupaya da ulaşabilir. Bu arada Barcelona'nın ikinci turdaki rakibi Lyon.

Guardiola'nın başarısına geri dönersek; Barça bu yıl oynadığı 31 resmi maçta 25 galibiyet, 3 mağlubiyet ve 3 beraberlik aldı. Bu istatistikle Josep Guardiola kulüp tarihinde en iyi başlangıç yapan menajer olmayı başardı. Bu rekoru daha önce elinde bulunduran isim ise yine bir zamanlar takımın oyuncusu da olup sonra takımın başına geçen Johan Cryuff. Cryuff 1988 yılında Barcelona'yı çalıştırmaya başlamış, 25 galibiyete ulaşana değin takımı 38 maça çıkmıştı.