Neden Süper Güç III

Neden Süper Güç I
"Neden Süper Güç" yazı dizisinin daha önceki iki bölümünde Amerika Birleşik Devletleri'nin neden günümüzün süper gücü olduğunu irdelemiştik. Dizinin üçüncü ve son yazısında aynı başlığa farklı bir açıdan bakıp dünyanın bir süper güce ihtiyacı olup olmadığı sorusu üzerinden süper güç kavramına daha yakından bakacağız.
Tarihin ilk dönemlerine ait kesin bilgilerimiz yok. Ancak biliyoruz ki insan nüfusu tarihte belli bir hızla artmış ve günümüzdeki sayıya ulaşmıştır. Karanlık çağlar ve ilk insanlar hakkındaki bilgilerimiz insan sayısının o dönemlerde çok az olduğunu söylüyor. Ayrıca karanlık çağ insanlarının birlikte yaşamak üzere gruplar, kabileler halinde ilk toplulukları oluşturduklarını biliyoruz. Arkeolojik çalışmalar bu topluluklar arasında yaşayış farklılıkları (özellikle dini inançlar açısından) olduğunu gösteriyor. Belki hayvanların bir arada daha güvende olduklarını ve yardımlaştıklarını gözlemleyen insanlar gruplar halinde bir arada yaşamayı tercih ettiler veya bu tamamen içgüdüseldi. O dönem insanlarının nasıl düşündüklerini kestirmek zor ama biliyoruz ki çok çok eski zamanlarda bile insanlar gruplar, kabileler halinde yaşıyorlardı.
Daha ileriki dönemlerde insanoğlunun bilgi ve becerilerini geliştirmesi ve özellikle de yerleşik yaşama geçilmesiyle bu insan grupları daha belirgin şekilde ayrıldı. Bir süre sonra kendi şehirlerini veya köy topluluklarını kurdular. İşte bu ayrışma aslında hepsi bir kökenden gelen insanoğlunu boylara, kabilelere, milletlere böldü. Farklı coğrafyalarda farklı hızlarla gelişen insan grupları arasındaki farklılık zamanla yaşanan gelişmelerle iyice arttı. Tüm insan toplulukları arasında biyolojik farklılıklar oluştuğu gibi (şimdilik bu konumuz dışında) esasen sosyal farklılıklar sınırları çizdi. Konuşulan dil, inanılan din ve hatta mezhepleri, hayat anlayışı (örf, adet, yaşama şekli) gibi unsurlar çok yakın hatta komşu milletlerin arasında farklılıklar oldu. İşte binlerce yıllık bu sürecin sonunda dünya üzerinde çeşitli kıstaslar açısından insan toplulukları ve milletler oluştu.
Bugün dünyada iki yüzden fazla ülke var. Ve hala bağımsızlık için mücadele eden ülkeler var. Özellikle Orta Doğu ve Balkanlar gibi uzun yıllar ve hatta yüzyıllarca üzerinde planlar yapılan, oyunlar oynanan coğrafyaların haritalarına bakarsak buralarda küçük küçük, çok sayıda ülke olduğunu görebiliriz. Bunun nedeni her dönemde büyük güçler arasında elde edilme veya tarafına çekilme mücadelesi verilen bu bölgelerde yukarıda bahsettiğim farklılıklardan faydalanılması ve ülkelerin zamanla parçalanması. Orta Doğu için Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı ve öncesindeki, bölgedeki durumu; Balkanlar için daha yakın zamandan Yugoslavya'nın parçalanması örnek verilebilir. Ülkemiz üzerinde bugün hala oynanan ayrılıkçı oyunlar, Belçika, İspanya, Çin ve daha pek çok ülkede tam da şu anda yaşanmakta olan olaylar ise bugüne ait örnekler.Eski dönemlerde daha az ülke vardı. Bugünle kıyaslanırsa ülke yerine imparatorluk demek daha doğru olur. Peki neden bugün bu kadar çok ülke var? Bu soru başlı başına bir konu ama hepimizin bildiği Fransız İhtilali'yle ortaya çıkan milliyetçilik akımı, dinler ve mezhepleri, ülkelerin vatandaşları üzerinde etkin bir adalet ve hizmet anlayışında yetersiz kalmaları gibi bazı nedenler sayılabilir. Yukarıda bahsettiğim bir diğer neden, büyük ülkelerin oyunları ise bizi esas konumuza getiriyor.
Her dönemde çeşitli nedenlerle diğer ülkelerden daha güçlü olmayı başarmış ülkeler oldu. Çoğunlukla güç ve hakimiyet savaşı bu ülkeler arasında yaşandı. Fakat döneminin tüm güçlü ülkelerinden daha güçlü olmayı başaran ve bu gücüyle tarihe yön veren ülkeler bulundu. Süper güç olarak nitelendirdiğimiz bu ülkeler elbette birden bire o hale gelmediler. Her biri kendi tarihinin bir döneminde süper güç oldu ve zamanla bu güçlerini kaybetti. Wikipedi'den aldığım şu listede süper güçler ve hakim oldukları dönemler sıralanmış:
1.Roma İmparatorluğu (27-395)
2.Avrupa Hun İmparatorluğu (411-452)
3.Doğu Roma İmparatorluğu (527-634)
4.Kutsal Roma Germen İmparatorluğu (800-1630)
5.Osmanlı İmparatorluğu (1520-1683)
6.İspanya İmparatorluğu (1600-1805)
7.Fransa İmparatorluğu (1804-1814)
8.Britanya İmparatorluğu (1807-1949)
9.Alman İmparatorluğu (1871-1918)
10.Nazi Almanyası (1933-1945)
11.Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (1945-1991)
12.Amerika Birleşik Devletleri (1945- )
Nazi Almanyası bence biraz tartışmalı olsa da dünya tarihine yaptığı etki bakımından listeye alınmış olabilir.
Süper güç ülkelerin dünyaya yararları ve zararları oldu, oluyor. ABD'nin günümüzdeki politikasını bir örnek olarak göz önüne aldığımızda geçmişteki süper güçlerle bazı açılardan ortaklıkları var. Temel olarak bu ülkelerin kendi çıkarları için uluslararası hukuku (Belli bir dönemden öncesini kapsamıyor.) hiçe sayarak keyfi hareket etmesi, diğer ülkelerin egemenliklerini ihlal etmesi (geçmişte tamamen ellerinden alması), dünya kaynaklarını sömürmesi, diğer ülkeler arasındaki ilişkileri ve ülkelerin iç işlerini etkilemesi süper güçlerin olumsuz etkileri olarak süregelmiştir. Bunun bir sonucu olarak süper güç ülkeler kendilerinin taraf olduğu veya olmadığı pek çok savaştan, kıyımdan sorumludur. Makaleye seçtiğim resim bu kıyımlardan birinin (Anlık olması, yakın zamanda yaşanması ve herkesin gözleri önünde olması nedeniyle çoğumuzun bildiği atom bombası vakaları tarih boyunca süper güçlerin neden olduğu insan ölümlerinin çok küçük bir kısmını oluşturuyor.) fotoğrafı.
Öte yandan süper güç devletler bulundukları dönemde insanlık yararına işler de yapmışlardır. Sadece askeri veya siyasi değil, ekonomik olarak da güçlü olmalarının etkisiyle dünya yararına yaptıkları işler arasında özellikle bilime yaptıkları katkı yadsınamaz. Tarihin her döneminde en çok bilimsel çalışmalar gelişmiş ülkelerde yapılmıştır. Günümüzde uzay araştırmalarının da yüksek giderli olmasına karşın hala yürütülüyor olmasında ülkeler (süper güç ABD ve aday AB ve Rusya) arasındaki rekabet oldukça etkili. Yalnız bilimsel değil, teknolojik, endüstriyel, ekonomik gelişmelerin çoğu süper güç ülkeler tarafından döneminde hayat bulmuştur. Yani insanlığın ortak birikiminde süper güç ülkelerin katkıları yüksektir.
İnsanlık tarihi matematiksel bir denklemin sonucu olarak ortaya çıkmadığı gibi gelecekte neler olabileceği de kestirilemez. Ancak siyaset ve ekonomi uzmanlarının tahminleri dönmekte olan süper güç çarkının yeni dişli adaylarının Avrupa Birliği, Çin, Rusya Federasyonu ve Hindistan olduğunu söylüyor. Artık Birleşik Devletler ne zaman süper gücünü yitirir (!), yerini hangi ülke ya da birlik alır bilemiyorum. Zaten süper güç kavramının geleceği de ayrı bir makale konusu olabilir.
Süper güç kavramı hakkındaki üç bölümlük yazı dizisinin sonuna geldik. Üzerine kitap yazılabilecek (Muhtemelen onlarcası vardır.) böylesi derin bir konu hakkında genel bir fikir özeti yaptık. Konuyu mümkün olduğunca özet halinde ve sıkmayacak şekilde ele almaya çalıştım. Umarım yazı faydalı olmuştur. Yazıyla ilgili eleştirilerinizi, konuyla ilgili düşüncelerinizi yorum olarak paylaşırsanız sevinirim. İlginiz için teşekkürler.

LOST TNT'DE

LOST dizisini hiç izlememiş olanlar bile onun hakkında birşeyler duymuşturlar. 4. sezonuyla Amerika'da yayınlanmaya devam eden (4x8'den sonra yaklaşık bir aylık bir ara verildi.) dizi gerek hikayesi gerekse başarılı oyuncularıyla tüm dünyada ilgi çekmeye devam ediyor. ABD'de abc kanalında yayınlanan Lost ülkemizde ise Digiturk'deki DiziMax kanalında yayınlanıyordu. Türkiye'de yayınlandığı kanal Digiturk gibi ücretli bir platform olunca dizinin ülkemizde ulaştığı izleyici sayısı sınırlı kaldı. Digiturk sahibi olmayanlar ise internetten indirerek veya dvd'lerini alarak diziyi takip ediyor.
Yayına yeni başlayan ve benim başarılı olacağına inandığım TNT uzun zamandan beri Lost reklamı yapıyor, dizinin yakında TNT'de yayınlanacağını duyuruyordu. Ve nihayet Lost her televizyondan izlenebilen bir kanalda, TNT'de 7 Nisan itibariyle yayınalanmaya başlıyor. Pazartesi geceleri saat 21.30'da verilecek dizinin hem orijinal sesle hem de Türkçe dublajla yayınlanacağı da kanal tarafından belirtiliyor.
Lost'u duyan fakat izlememiş olanlar artık arkadaşlarının hakkında sohbet etmekten yorulmadığı dizinin nasıl birşey olduğunu görecek ve öyle tahmin ediyorum ki daha önce izlemediğine üzülecekler. "Lost da ne yahu, sen neden bahsediyorsun?" diyenlere, Lost'u bilmeyenlere de diziyi izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. "Ya adaya bir uçak düşmüş, dizi de kurtulanların yaşadıklarını anlatıyor," şeklinde konuşmalara kulak misafiri olduysanız, evet söylenenler doğru. Ama bu tarzda bir ifade diziyi mümkün olan en sığ şekilde anlatmaktan başka bir şey değil. Dizi iç içe geçmiş hikayeler ve daha fazlasını anlatıyor. Zaten hikayesi bu şekilde ifade edilecek kadar basit olsaydı hakkında bunca teori üretilmezdi. (Sadece abc'nin sitesindeki Lost bölümünde şimdiye kadar üretilen, dizinin tamamını ya da birkaç olayı kapsayacak teori sayısı 8000'i geçmiş durumda.)
Diziyi daha önce izleyenlerin birçoğunun da olayları hatırlamak, nostalji yapmak için özellikle Türkçe dublajlı yayını izleyeceğini sanıyorum. Diziyi ilk kez izleyeceklere ise alt yazı takip etmekte zorluk çekmiyorlarsa orijinal seste izlemelerini tavsiye ediyorum. Eğer Lost'u ilk kez izleyecekseniz dizi hakkında çıkan yazıları internette takip ederken dikkatli olmalısınız. Şayet olur da daha izlemediğiniz bölümle ilgili birşeyler okursanız Lost keyfiniz sekteye uğrar. Bu yüzden dizi hakkında çıkan genel yazıları okumaya çalışın.
TNT'de başlayacak Lost yayınını ilk hafta kaçırmamaya çalışın. Zaten sonraki haftalarda kaçırmazsınız :) İyi seyirler!

TEMA23 2.0

DRT23 yayına başlayalı uzun zaman olmadı. Henüz iki aydır yayında olan bloguma birkaç farklı tema uyguladım. Birkaç gün önce kendi özgün temamı oluşturmak için çalışmaya başladım. İlki TEMA23 olan özgün temamı bloga uyguladıktan kısa süre sonra, ana yapı olarak benzer fakat görsel olarak daha güzel olan ikicisini, TEMA23 2.0'ı bugün itibariyle kullanmaya başlıyorum.
Okumayı kolaylaştıran, gözü yormayan renkleri uyum içerisinde kullanmaya çalıştım. Parlak, canlı ve aynı zamanda sade bir görünüm oluşturmaya çalıştım. Sonuçta ortaya çıkan yeni temamdan son derece memnunun. Özellikle DRT23'ün anlayışına ve yapısına uygunluğu ve orijinal oluşu beni en çok menun eden özelliği.
Internet Explorer ile sorunsuz çalışıyor. Mozilla Firefox'ta ufak tefek hatalar görülüyor. Diğer internet tarayıcılarda nasıl çalıştığını test edemedim. Bugüne kadar DRT23'ü takip edenlerin %63'ü Internet Explorer, %35'i ise Firefox kullanıcısı. Explorer kullanıcıları siteyi sorunsuz görüntülemeye devam edecek. Firefox'taki sorun ise sadece ufak tefek, görsel birkaç sorun. Yine de yapabilirsem bu sorunları gidermeye çalışacağım. Sonuç olarak görselliğin yanında yeni tema teknik olarak da iyi durumda.
Hep daha iyisi için uğraştığım DRT23'te, tema için de sürekli uğraştım ve her seferinde bir adım ileriye götürdüm. Artık bu son adımla DRT23'ü tema olarak istediğim noktaya ulaştırdığımı düşünüyorum. Umarım sizler de yeni temayı beğenirsiniz.

Tarihe Yön Verenler

Bu sabah okuduğum gazetedeki bir köşe yazısı ilgimi çekti. Yazar liderlikle ilgili kısaca fikirlerinden bahsetmiş. Ama benim asıl ilgimi çeken yazarın düşüncesi değil, yazısında yer verdiği bir anekdottu. Anekdot ünlü İngiliz siyaset adamı ve eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in bir anısı:
Bir gün Churchill'in tiyatrocu arkadaşı ona bir mektupla yeni bir oyun sahneleyeceğini haber verir ve mektubuyla birlikte ilk gece için iki kişilik davetiye gönderir. Arkadaşı: "Senin bir arkadaşın olabileceğini sanmıyorum ama yine de iki kişilik davetiye gönderdim..."demektedir mektubunda. Kısa süre sonra Churchill'den cevap mektubu gelir: "Sevgili Bernard maalesef ilk gece oyununa gelemeyeceğim, başka işlerim var. Senin bir oyununun ikinci bir gecesi de olacağını zannetmediğimden herhalde yeni piyesini izleyemeyeceğim."
Winston Churchill'in bu anısı onun boş yere döneminin en iyi siyaset adamlarından biri olmadığının bir göstergesi. Dikkat edilirse bizim tarihimizde çok sayıda dahi denebilecek siyaset adamı yetiştiremediğimiz, genelde askeri dehası ön plana çıkan devlet yöneticilerine sahip olduğumuz görülür. Ne yazık ki bu özellikle Osmanlı tarihinde masa başında çoğu zaman başarısız olmamıza ve dış ülkelerin kurnaz oyunlarını geç farketmemize neden olmuştur. Ancak başta Kemal Atatürk olmak üzere dönemine damgasını vurmuş siyaset dahilerimiz olmuştur.
Ne yazık ki Atatürk'ten sonra gelen yöneticilerin hiç biri bu ülkeyi kısa sürede kökten etkileyen işlere imza atamamıştır. Gerçeği rahmetli Turgut Özal'ı ayrı bir kefeye koyabiliriz. Her ne kadar onun dönemini pek hatırlamasam da bu ülkenin batıya yönelmesinde ve yeniden atılım yapmasında önemli katkıları olduğunu biliyorum. Ancak genel anlamda Atatürk sonrası Cumhuriyet döneminde ön plana çıkan, dahi olduğunu söyleyebileceğimiz bir siyasetçi olduğunu sanmıyorum. Bunun nedeni belki bu topraklar üzerinde bu kadar oyun oynanırken yöneticilerin yenilkçi, ilerici hareket etmesinin zor olması ya da yeni devletin ciddi maddi sıkıntılar yaşaması ve bunları aşmak için dost ve müttefik ülkelerden hibe edilen parayı kabul etmeye mecbur kalması ve sonrasında mahcup olmamaya çalışması olabilir. Elbette bilmediğimiz daha nice şey bu ülkenin karma karışık siyasi alt yapısını oluşturuyor. Bence başa geçen yöneticilerin hareket alanı zaten kısıtlı ülkemizde. Ancak suçu tamamıyla zorunlu şartlarda aramak yanlış olur. Nicelerinin devleti yönetirken ceplerini doldurduklarını, tüm sülalelerini iş güç sahibi yaptıklarını da biliyoruz. Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in kardeşinin o başbakanken işçi olarak hayatını kazandığını biliyor muydunuz? İşte şeffaf toplum budur. Bizde de her dönem neredeyse istisnasız mecliste torpil notları ortada dolaşır ve basına yakalanan siyasilerin yüzü bile kızarmaz. Böyle bencil bir toplum oluvermişiz ve böyle bir toplumdan kendi çıkarlarını değil, ülkesinin çıkarlarını ön planda tutan davlet adamı çıkması oldukça zor.
Devlet adamı profili, üzerinde uzun uzadıya konuşulabilecek bir konu. Ama ben kısa keseceğim. Yukarıda bahsettiğim anekdot aslında iyi bir devlet adamının zekasını ve espri yeteneğini gösteriyor ve öyle sanıyorum ki bu ikisi diğer özelliklerle birlikte iyi bir yöneticide bulunması gereken özellikler. Özellikle kendi milletinin evladına, vatandaşına yalnız seçim öncesi değil her daim saygı ve sefkatle, ilgiyle yaklaşmak; her türlü eleştiriyi sabırla dinlemek iyi bir yöneticide olması gereken nitelikler. Vatandaş sinirlenebilir, heyecana kapılabilir, kontrolünü kaybedebilir ama koskoca bir devleti temsil eden kişi sabırlı ve dikkatli davranmak zorundadır. Her nedense bu bana Başbakanımızın vatandaşa ani çıkışlarını ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin bir yurttaşına küfür etmesini hatırlattı. Sarkozy umrumda değil ama neredeyse halkın yüzde ellisinden oy alan ve benim de pek çok açıdan - özellikle ilk dönem için konuşuyorum - başarılı bulduğum Tayyip Erdoğan umarım ani çıkışlarını frenleyebilir. Çünkü iyi bir lider ağırbaşlı ve soğukkanlı olmalıdır.

TEMA23

DRT23 açıldığından beri iki aya yakın zaman geçti. Bu kısa süre içerisinde üç farklı tema kullandım. Bunlardan ilki Blogger'in sunduğu temalardan biriydi. İkincisi ve şu anda kullandığım üçüncüsü, web tasarımcıları tarafından hazırlanmış bedava temalar. Bu kadar sık tema değiştirmek iyi mi kötü mü bilmiyorum ama doğrusu temalar üzerinde çalışmak ilgimi çekiyor. Bu nedenle son birkaç gündür kendi özgün temam üzerinde çalışıyorum. Adını TEMA23 koyduğum temayı yoğun çalışmalarım sonunda kısa sürede kullanıma hazır hale getirdim. Burada TEMA23'ün beta sürümünü kullanmaya başladım. DRT23 okuyucularının tamayı inceleyip görüşlerini burada veya deneme sayfasında belirtmeleri temanın geliştirilmesinde ve varsa aksaklıklarının giderilmesinde çok yardımcı olacaktır.
TEMA23'ü hazırlarken kullanım kolaylığı, ilgi çekicilik, özgünlük, renk uyumu gibi kıstasları dikkate aldım. Umarım temayı siz de beğenirsiniz.

Savaş, Barış Değil; Savaş, Savaş ve Yine Savaş

Tam beş yıl önce bir sabah uyandığımda tüm tv kanallarının geceden beri süren son dakika haberlerine devam ettiklerini görmüştüm. Hayatımda ilk kez bir savaşın başlangıcına tanık oluyordum. Karanlıkta aniden parlayan bombalar, camilerden yükselen dua sesleri, Irak çöllerinde ilerleyen tank birlikleri... Başlangıçta herşey ilgi çekici geliyordu ama zamanla ortaya çıkan görüntüler ve yazılan haberlerden savaşın gerçekte ne demek olduğunu daha iyi anlamıştım. Çocukluktan gençliğe geçerken her gece izlediğim savaş haberleri gerçekleri daha iyi anlamamı sağladı. Öyle sanıyorum ki Irak Savaşı'nın tek iyi yanı insanlara savaşın acı yüzünü bir kez daha göstermesi oldu. Peki, savaşların bitmesi için daha kaç savaş izlemeliyiz?
Elbette buradan ahkâm kesmek, konuşmak, "Ne acı!" demek kolay. Bizim için savaş, haberleri izlediğimiz birkaç dakika; halbuki Iraklılar için yıllar... Artık onlarca insanın tek seferde öldüğü bombalı saldırılar bile bizim için sıradanlaştı. Oysa orada yaşayan insanlar "Yarını görebilecek miyim?" kaygısıyla nefes alıyor. En çok da bebeklere, çocuklara acıyorum. Büyüklerin bugün yaşananlarda sorumluluğu olabilir ama o küçücük bedenler silah sesleri arasında hayata gözlerini açıyor ve bir çoğu da aynı sesler arasında gözlerini ebediyen kapatıyor. Ölmek kötü mü iyi mi onlar için bilemiyorum; çünkü hayatta kalmak ayrı bir dert. Alt yapının harabeye döndüğü şehirlerde temiz içme suyu bulamayan Iraklı sayısı hala milyonlarla ifade ediliyor. Binlercesi de açlıkla boğuşuyor. Bugün ABD askerleri Irak'tan çekilse bile herşeyi değil düzeltmek vaktinde şikayet edilen o eski haline bile getirmek onlarca yıl alacaktır. İşte bu noktada aklıma Amerikan askerleri Bağdat'a girerken Iraklıların yaptığı sevinç gösterileri, bir Iraklı'nın devrilen Saddam Hüseyin heykelini ayakkabısıyla dövmesi geliyor. Saddam Hüseyin iyiyidi demiyorum ama Saddam Hüseyin dönemi hiç şüphesiz bugünkünden iyiydi Iraklılar için. O zaman "demokrasi, özgürlük savaşçılarının, dünyaya iyilik saçan üniformalı meleklerin (!)" sözlerine kanan Iraklılar bana İngilizlere aldanıp Osmanlı'ya, bize yüz çeviren atalarını hatırlatmıştı ve "Demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor," dedirtmişti.
Elbette siyasetçiler, askerler hata yapabilir; saf insanlar her söze kanabilir ama bu masum insanların kanlarıyla bedel ödemesini gerektirmemeliydi, gerektirmemeli. Bulunamayan nükleer silahlar artık kan kırmızı akan petrol için bahane miydi yoksa başka nedenler de mi vardı? Savaşın arka planını hala tam olarak bilemesem de beni ilgilendiren bu çirkin oyunlar değil, savaşın çirkin sonuçlarıdır. Aniden evine girilip kocasının önünde tecavüze uğrayan kadınlar, gözleri önünde ebeveyinleri öldürülen çocuklar, oyun oynanır gibi akla hayale gelmez yöntemlerle işkence edilen mahkumlar - ki bir kısmının tek suçu haksızlığa karşı koymaya çalışmak - , oratadan kaybolan siviller, tek suçu o anda orada bulunmak olan bombalı saldırılarda ölen masum insanlar ve daha niceleri... Beş yılda bir milyondan fazla insan öldü ve 500 milyar dolar (600 katrilyon eski TL) harcandı da şimdi 2003'e göre daha iyi olan şey ne? Sadece ABD'nin savaş için harcadığı para sanırım bütün Afrika kıtasını bugünkü sıkıntılarından büyük ölçüde kurtarırdı.
George Bush'u ikinci kez ülkenin başına getiren ve savaşı "Counter Strike" sanan ABD halkı da olan bitenden bir ölçüde sorumludur. Ancak belirtmekte fayda var ki her toplumda iyiler ve kötüler bir arada olduğu gibi bu Amerika için de geçerlidir. Nitekim her fırsatta savaş karşıtı gösterilerde bulunan Amerikalılar da var ve onlar "Önce Sam Amca," değil "Önce insan," diyebilen aklı başında insanlar. Önümüzdeki seçimlerde Demokrat bir başkan (Barack Obama veya Hillary Clinton) ülkenin başına gelirse Amerikan ordusu geri çekilmeye başlar. Ancak Bush'un yerine John McCain gelirse onun yerini aratmaz herhalde! Dileyelim ki savaş bir an önce biter. Ama daha önce de belirttiğim gibi ABD, Irak'tan çekilse bile ülkenin toparlanması çok zaman alacaktır. Üstelik bu çekilme belki durumu daha kötü hale de getirebilir; ama umarım Irak halkı yaşananlardan bir ders almıştır ve "fırsattan istifade etmek"tense birlik olup toparlanmayı kendine hedef seçer ve komşudaki yangın artık söner.
Biliyorum ne benim burada bunları anlatmam ne de toplanıp beraber Taksim Meydanı'nda protesto gösterisi yapmamız pek birşey değiştirmiyor. Ama önemli olan insanlara özellikle de geleceğimiz dediğimiz çocuklara, gençlere savaşın ne anlama geldiğini göstermek ve sorunları çözmekte barışçı ve mantıklı yollara başvurmanın önemini öğretmek. Yazının sonunda aklıma gelen şu güzel sözü yazmak istiyorum: "Savaşlar çare olsaydı dünyada bir kez, büyük bir savaş çıkar ve sonra tüm sorunlar çözülürdü." Ama görüldüğü gibi savaşlar ancak kin, nefret ve daha çok savaşa yol açıyor ve insanlık; kaynaklarını, enerjisini, zamanını kendine zarar vererek harcıyor. Anlaşılan kendisini tüm canlılardan üstün gören insanoğlu vahşiliğini modernleştirmiş, hepsi bu...

Çok Küçük Büyük

Günlük hayatımızda vaktimizin çoğunu harcadığımız işlere şöyle bir bakarsak bunların çoğunun yine kendi düzeyimizde şeyler olduğunu fark ediyoruz. Yani etrafımızda olup bitenler bizim için sadece algılayabildiklerimizle sınırlı. Halbuki evrende çok daha büyük veya küçük şeyler var. Bunlar gördüklerimiz ve daha fazlasının bir parçası olmalarına rağmen varlıklarından haberdar olmayabiliriz. Bizim için kan sadece kırmızı bir sıvı gibi görünür. Yüz yıllarca da sadece bu kadarı bilinmiştir. Uzay; güneş, dünyamız, ay ve birkaç yüz yıldızdan ibaretmiş gibi görünür çıplak gözle gökyüzüne baktığımızda. Ve böyle de kabul edilmiştir uzun yıllarca. Ancak bilimin ve teknolojinin durmaksızın ilerlediği ve hemen her gün bizleri şaşırtan haberlere konu olduğu günümüzde hala herşeyi bilmiyor olsak da geçmişe göre bir hayli ilerlemiş vaziyetteyiz. Artık mikroskoplarla çok küçükleri görüyor, bilgisayarlarla modelliyoruz; teleskoplarlarla çok büyükleri görüyor ve evrenin bilinmezlerini azaltıyoruz.
Hücrenin ne olduğunu, neye benzediğini ilkokul, lise yıllarında öğretmenlerimizden ve kitaplardan az çok öğrendik. Ama canlılığın temelindeki bu mükemmel yapı hakkında sadece yüzeysel bilgi edindik. Bize göre çok küçük olduğu için ancak ilerleyen teknolojinin yardımıyla daha iyi anlayabildiğimiz hücre gerçekten de mükemmel bir organizasyona sahip. Bu muazzam yapıdaki en ufak bir hatanın nelere mâl olduğunu biliyoruz. Eğer okulda öğrendiklerinizle yetinmek istemiyorsanız elinizin altındaki internet denen teknolojiyi kullanmalısınız. Size internette bulduğum ve hücrenin normal bir andaki (interfaz - bölünme olmayan evre-) durumunu, içerisinde olup bitenleri gözler önüne seren güzel bir animasyonu sunmalk istiyorum. Birkaç dakika süren, fakat hücrenin nasıl birşey olduğunu daha iyi anlamanızı sağlayacak bu güzel çalışma Harvard Üniversitesi'nce hazırlanmış. Şimdi arkanıza yaslanın ve keyfini çıkarın...

NTV Spor Yayında

Haber programları kadar spor programlarıyla da iddialı olan NTV yakın zamandan bu yana NTV Spor adlı kanalının test yayınını sürdürüyordu. 17 Mart Pazartesi itibariyle kanal normal yayına geçiyor. NTV Spor 24 saat spor yayını yapan tek Türkçe kanal olarak ayrıcalıklı bir yere sahip. Daha önce SuperSport adlı kanal bu formatta yayın yapmış fakat bir süre sonra tekrar yayınlara başlamıştı. Dünyada ise EuroSport bu formatta yayının en iyi bilinen örneklerinden biri.
NTV Spor her saat başı spor haberleri vermenin yanı sıra çeşitli konularda spor programları ve sporla ilgili belgeseller de yayınlayacak. Futbol Mundial, Transworldsport, Gillette World Sports, La Liga Report, Bundesliga Preview Show gibi dünyada ilgiyle izlenen programların da yayınlanacağı kanal sadece futbol değil diğer sporlara da yayınlarında yer verecek. İspanya La Liga, İtalya Serie A, Almanya Bundesliga ve Arjantin liglerinden canlı ve banttan maç yayınlarının yanı sıra bu ligler ve Turkcell Süper Lig ile İngiltere Premier League maçlarının da özetleri yayınlanacak. Basketbolda ise NBA ve Beko Basketbol Ligi'nden tüm karşılaşmaların özetleri verilecek. Burcu Esmersoy, Murat Kosova, Güntekin Onay, Celal Pir, Sonay Dikkaya gibi isimlerden oluşan tecrübeli kadroya yorumlarıyla Rıdvan Dilmen, Gürcan Bilgiç, Hakan Ünsal gibi isimler katkıda bulunacak.
NTV Spor'un yayın bilgileri ise şöyle: Digiturk 79. kanal; D-Smart 45. kanal; Türksat 2A uydusu 11892 megahertz yatay frekans, 12800 sym, 5/6 FEC.
Yayın hayatında NTV Spor'a başarılar diliyorum. Umarım ülkemizdeki kaliteli spor yayıncılığındaki açığı dolduracak ve ekranlarımıza yeni bir renk daha katacaktır.

Moskova Yolu'nda Çeyrek Final


Şampiyonlar Ligi'nde heyecan çeyrek final eşleşmelerinin belli olmasıyla bir kat daha arttı. Kupada yoluna devam eden sekiz dev bugün İsviçre'nin Nyon kentinde çekilen kuralarla eşleşti. Sevilla'yı ikinci turda eleyerek dikkatleri üzerine çeken Fenerbahçe ilk kez çıkmayı başardığı çeyrek finalde Chelsea ile karşılaşacak. İlk maç 2 Nisan'da Kadıköy'de, rövanş ise 8 Nisan'da Londra'da oynanacak.
İkinci tur maçlarının tamamlanmasından sonra DRT23'te açılan anket de kura çekimi öncesi sona erdi. Fenerbahçe'nin çeyrek finalde hangi takımla eşleşmesinin temenni edildiğinin sorulduğu ankette Chelsea hiç oy almadı. Anlaşılan kura sonucu beklentilerin dışında çıktı. Öte yandan sarı lacivertlilere rakip olması en çok istenen takımlar oyların %80'ini eşit şekilde paylaşan Manchester United ve Schalke oldu.
Fenerbahçe'nin bu yıl gerçekleştirdiği başarı oldukça sevindirici. Son iki yılın UEFA kupası ve geçen yılın Süper Kupa sahibi Sevilla'yı elemek kolay bir iş değil. Ancak bundan sonra işler daha zor görünüyor. Bunu rakip Chelsea olduğu için söylemiyorum. Zaten çeyrek finale gelmiş olmanın özellikle böyle başarıların sık yaşanmadığı ülkemizde, oyuncular üzerinde oluşturduğu büyük baskı var. Ayrıca diğer çeyrek finalistler gibi Chelsea de Avrupa'nın en güçlü takımlarından biri. Yakın zamanda Premier Lig'de iki kez şampiyon oldular. Son yıllarda özellikle Mourinho döneminde Avrupa'da iyi yerlere kadar geldiler; fakat bir türlü en büyük kupayı kaldıramadılar. Bu yıl özellikle kulübün sahibi Abramovich takımından artık bu başarıyı bekliyor. Taraftarlar ve oyuncular da kupayı almayı çok istiyor. Takımın kadrosu da zaten yıldızlarla dolu. Şu anda Chelsea için tek dezavantaj menajer Avram Grant'ın tecrübesiz oluşu. Kısacası her ne kadar futbol her zaman sürprizlere açık bir oyun olsa da bu sefer Fener'in işi gerçekten zor. Fenerbahçe ilk maçı sahasında oynuyor olmanın avantajını taraftarının yardımıyla iyi kullanmalı ve mümkünse tek farklı bile olsa gol yemeden galip gelmeli. Belki bu sayede şansını arttırabilir. Ama yine de söylemeliyim ki Fenerbahçe bu yıl kupanın sürpriz takımı ve sürprizler burada bitmemiş olabilir. Bu yüzden Ahmet Çakar gibi olduk olmadık iddialara girmeyin!
Diğer eşleşmeler de belli oldu ve futbolseverleri yine kaliteli maçlar bekliyor. Arsenal ve Liverpool birbirleriyle eşleşti ve üst tura çıkmayı başaran takım FB - Chelsea eşleşmesinin galibiyle yarı finalde karşılaşacak. Yani sarı lacivertli ekip mavileri geçerse karşısında yine bir Premier Lig ekibini bulacak. Diğer eşleşmeler ise şöyle: Barcelona - Schalke (Bir Barça destekçisi olarak bu eşleşmeyi şanslı buluyorum. Força Barça :) ve Roma - Manchester Utd. Bence yarı finale Barça, Manu, Arsenal ve Chelsea (Gerçekçi olursak ama umarım bunda yanılırım.) çıkar. Siz de tahminlerinizi yorumlara yazabilirsiniz.

Evvel Zaman İçinde Kaybolmak

Yukarıdaki resim Lost'un 3. sezonundan bir sahne. Bir ara Desmond, onun karmaşık hayatı ve geleceği görme gücü üzerinde durmuştu dizi. Sonraları Desmond biraz geri planda kaldı. Uzun bir aradan sonra ocak ayı sonunda Lost'un 4. sezonu başladı. Altı bölüm yayınlandı ve ben henüz ilk üç bölümünü izleyebildim yeni sezonun. Öyle görülüyor ki senaristler artık bir yandan sorulara cevap verecek olayları işin içine katmaya başladılar. Bundan sonraki her bölümde yine yeni olaylar ve sorularla karşılaşacağızdır ancak artık bizi dizinin dayanak noktasına götürecek olayları da seyretmeye başlayacağız. Bunlardan birisi ve muhtemelen en önemlisi "zaman yolculuğu" kavramı. Açıkcası dizinin ilk iki sezonu boyunca böyle bir konu hiç aklıma gelmemişti. Demin bahsettiğim Desmond'la ilgili bölümleri izlediğimde zamanla ilgili bazı olayların dizinin konusuna serpiştirilmiş olabileceğini düşündüm. Ama dürüst olmak gerekirse zaman yolculuğunun dizinin kilit noktası olabileceği bu sezona kadar aklıma gelmemişti. Zaten diziyle ilgili ortaya atılan eski teorilere bakarsanız bu konuyu hesaba katmayanın yalnız ben olmadığımı görürsünüz. Yani bu konu Lost izleyicisinin aklına pek gelmemişti. Ancak bu doğal; çünkü Desmond'la ilgili bölümlere kadar ortada zaman yolculuğuyla ilgili hiçbir belirti yoktu. Des'le ilgili bölümlerde görülen yaşlı kadın kafaları karıştırmıştı ancak zaman meselesi asıl bu sezon gerçek anlamda kendine yer ediniyor. Adaya gelen yeni ekipteki fizikçi Daniel'in yaptığı roket deneyi ada ile dış dünya arasında zaman farkı olabileceğini (büyük bir ihtimalle "olduğunu") gösterdi. Henüz 4x3'ten sonrasını izlemediğim için konunun daha nereye vardığını bilmiyorum ama öyle görünüyor ki zaman yolculuğu dizide kilit bir noktada ve bu, diziyi benim için artık bir kat daha ilginç kılıyor.
Ortaya zaman yolculuğu fikri çıktıktan sonra elbette hemen yeni teoriler türedi. Bunlardan birini okudum ve bazı eksik yanları bulunmasına rağmen bazı soruları da çok iyi cevaplıyor. Merak edenler için teorinin linkini yazının sonunda vereceğim. Ama biraz uzun olduğunu belirteyim.
Senaristler bazen basına konuşuyor ve demeçleri bazen kafaları karıştırıyor, bazen de neler olabileceğine dair bir sınır çiziyor. Bu sınırlardan biri ve en önemlisi dizinin tamamen bilimsel bir temele dayandırıldığıdır. Artık bunun ne kadar doğru olduğunu dizi bittiğinde göreceğiz. Burada şunu söyleyeyim zaman yolculuğunu bilim ancak varsayımlarla açıkladığı gibi zaman yolculuğunun ne gibi etkilerde bulunabileceğine dair düşünceler evrenin yapısı ve zamanın boyutsal anlamı bilinmediği sürece sadece kişisel düşüncelerimizden öteye gidemez. Bu konu bir hayli karmaşık ve çok bilinmeyenli. Buna rağmen zaman ve zaman yolculuğu hakkındaki fikir ve hayallerimiz gerçeğe kıyasla çok basit olabilir. Buna rağmen bu konuda çalışmak, bu konuyu araştırmak bazılarımız için büyük keyif. Anlaşılan yapabileceklerimiz, yapmak istediklerimiz için hala bir engel teşkil etmiyor. İşte bu insanoğlu için gerçekten de güzel ve bizi biz yapan şey de galiba bu.
Diziye tekrar dönecek olursak senaristlerin "herşey bilimsel" tarzı açıklamaları gereksiz yere beklentileri yükseltti ve bu ileride senaristlerin başını ağırtabilir. Bence bu açıklamaya fazla bağlanmamalı seyirciler ve "bilimkurgu" olması muhtemel -hala dizi farklı yönlere sürüklenebilir- dizinin keyfini çıkarmalı. Aksi takdirde Lost bittiğnde hayal kırıklığına uğrayabiliriz. İster tamamen bilimsel olsun isterse bilimkurgu ve hatta biraz fantezi, Lost gerçekten de güzel bir dizi. En azından buraya kadar hiç pişman olmadım diziyi izlediğime. Tam tersine büyük keyif aldım. Umarım yıllar sonra Lost hakkında konuşurken "Gerçekten de şahane bir diziydi," diyebiliriz.
Bahsettiğim teoriyi buradan okuyabilirsiniz.

Anket Şablonları 4

DRT23'te dünyada benzeri bulunmayan hazır anket teması uygulaması ücretsiz hizmetine yeni temalarla devam ediyor. Siz de blogunuzda, sitenizde bu özgün anketlerden birini kullanmak istiyorsanız buradan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Üstelik anketlerinizi tamamen Türkçe veya İngilizce uygulayabilirsiniz.
Resimde okyanus temasını inceleyebilirsiniz. Yakından görmek için resme tıklayın.

Anket Şablonları 3

Ağaç ve göl resimli güzel bir anket şablonu. DRT23'ün ücretsiz ve benzersiz anket hizmetinden faydalanmak istiyorsanız ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz. Resmi büyük görüntülemek için üzerine tıklayın.

Blogger Tema: Yaşanmış Bir Hikaye

Blog yazmaya ilk başladığımda Blogger'in sunduğu şablonlardan birini kullanmıştım. Kısa süre sonra "Blogy i-plantilla" adlı temayı kullanmaya başlamıştım. Kendime göre bir tema bulmak için uzun süre tema yayınlayan yada derleyen siteleri incelemiş nihayet iyi birini bulmuş ve ufak tefek bir kaç değişiklikle kullanmıştım. Tema görüntü itibariyle hoşuma gitmişti ama kullanmaya başladıkça bazı teknik sorunlar çıkarmıştı. Bunun üzerine yeni bir arayışa girmiştim...
Blogcuların bir çoğu blog yazmaya başladıktan bir süre sonra kullandıkları temayı değiştirmek isterler. Blogger için önemli bir bölümü WordPress'ten çevrilmiş kısıtlı sayıda tema var. Dolayısıyla yeni bir tema arayışı içine giren her blogcu aşağı yukarı her sitede aynı belli başlı temayla karşılaşıyor. Sonra bunlardan kendi için en uygun olanı seçiyor. Bu seçim temanın görsel güzelliğine yada kullanışlı olmasına göre yapılıyor. Özellikle blog işine zaman ayıran, bu işi ciddiye alan kişiler benzer temalardan kaçınmak, özgün olmak istiyor. Ama ne yazık ki tema yapmak için HTML gibi dil kodlarını iyi bilmek, Photoshop'tan iyi anlamak gerekiyor. Bu nedenle bilgisayardan iyi anlayan blogcular kendi özgün temalarını yapıyor veya seçtiği bir temanın kodlarıyla oynayıp onu kişiselleştiriyor. Ancak benim de içinde bulunduğum çoğunluk hazır temalarla yetinmek zorunda kalıyor. Aslında Google kolay kullanımlı, kodlarla uğraştırmayan bir tema hazırlama programı geliştirirse bu çok faydalı olacağı gibi Blogger alemine de renk katar. Bu programdaki mantık sayfa ögelerinin (başlık, yazı tablosu, widget alanı...) tut-bırak türünden sürüklemeyle kontrol edilmesi, her alan için renk ve yazı tiplerinin tablodan seçilmesi şeklinde olabilir. Henüz böyle bir program olmadığından acemi blogcular sayfa sayfa dolaşıp tema aramaya devam ediyor. Gel gelelim benim hikayemin devamına:
...Aslında neredeyse her Blogger temasını daha önceden görmüştüm ama şöyle bir alıcı gözüyle tekrar inceledim temaları. Bu sefer görsel güzellik kadar hatalı olup olmadığına da dikkat ettim. Nihayet güzel ve kullanışlı -herkes için kullanışlı olma ifadesi kendi blog tarzı için değişir- bir tema buldum ve yine birkaç küçük değişiklikle kullanmaya başladım. Şu anda DRT23'ün yeni teması Minyx. Umarım yeni temayı beğenirsiniz.
Temalarla ilgili konuşmaya devam edelim. Her ne kadar 1.5 ay gibi kısa bir sürede üçüncü temamı kullanıyor olsam da aslında iyi bir blogun takipçilerinin zihninde belli bir şablonla yer edinmesinden yanayım. Bu, Coca-Cola deyince aklımıza gelen cam şişe resminin etkisine benzer. Her marka kendi özgün imajını oluşturup aynı imajın ana ekseninden ayrılmamaya çalışır. Böylece belli bir biçim, sembol vb. ile özdeşleşir ve marka değerini arttırır. Her ne kadar reklam kaygısı taşımasam da (DRT23'te reklam yayınlamama kararımın olduğunu daha önce de söylemiştim.) ben de blogumun, DRT23'ün belli bir seviyeye gelmesini arzuluyorum. Benim için önemli olan daha çok kişiye sesimi duyurmak ve bunu gerçekleştirmek için hem belli bir çizgide içerik yayınlamaya hem de görselliğe dikkat ediyorum. Bu nedenle yeni temam sorun çıkarmazsa uzun süre değiştirmem. Ama yine de belirteyim "Hep daha iyisi için," gözlerim açık. Yazının sonunda birkaç tema sitesinin linkini versem iyi olacak. Zaten Google'da ararsanız bulacağınız siteler arasında dakikalarca dolaştığınızda bir çoğunun faydasız olduğunu göreceksiniz. Güzel temaların bir arada olduğu ve nasıl tema değiştirebileceğinizin de anlatıldığı siteler şunlar:
Umarım bunlardan birinde blogunuza göre bir tema bulabilirsiniz. Seçmek gerçekten zor değil mi?

Anket Şablonları 2

DRT23'te ücretsiz anket şablonları yayınlamaya devam ediyorum. Yukarıda resmi bulunan ikinci seride Şampiyonlar Ligi şablonu ve sinema şablonu var. Özellikle futbolla ilgili anketlerde Şampiyonlar Ligi şablonu kullanmak ankete olan ilgiyi arttıracaktır.
Resmi daha büyük görmek için üzerine tıklayın. Beğendiğiniz anketi sitenizde kullanmak için buraya bakınız. Yakında yeni şablonlar da yayınlayacağım.

Anket Şablonları 1


DRT23'ün ücretsiz anket hizmetinde ilk şablonların resimleri ve kodları yukarıdaki resimde yer almaktadır. Resmi daha büyük görmek için üzerine tıklayın. Beğendiğiniz anketi sitenizde kullanmak için buraya bakınız. Yakında yeni şablonlar da yayınlayacağım.

Blog ve Siteniz İçin Ücretsiz Anket

Pek çok blog ve web sitesi takipçilerinin herhangi bir konuda veya siteyle ilgili düşüncelerini öğrenmek için anket kullanıyor. Ben DRT23'te zaman zaman anket kullanıyorum ve anketlerin site ile takipçiler arasında önemli bağlardan biri olduğuna inanıyorum. İlk zamanlar Blogger'in kendi anketini kullandım ancak yeni temada sorun çıkardı. Bunun üzerine anket denince akla ilk gelen site, PollDaddy'nin anket hizmetinden faydalanmaya başladım. PollDaddy, kullanıcılarına kendi özgün anket şablonlarını hazırlama hizmeti de sunuyor. Ancak bu hizmet fazla kullanılmıyor olacak ki gezdiğim sitelerde özgün tasarımlı anketlere pek rastlayamadım. Bunun üzerine harekete geçtim ve çeşitli anket şablonları hazırladım. Tasarladığım ve tasarlamaya devam etmekte olduğum anket şablonlarını isteyenlerin kendi sitelerinde, bloglarında ücretsiz kullanımına açmaya karar verdim. Belli aralıklarla şablon serilerinin resimlerini yayınlayacağım. İçlerinden beğendiğiniz bir anket şablonu olursa ve bunu sitenizde kullanmak isterseniz yapmanız gereken bir kaç küçük şey var: gurkanmollaoglu@gmail.com e-posta adresime şu bilgileri göndermelisiniz:
  • Beğendiğiniz anket şablonunun kodu
  • Anket sorusu
  • Anket cevapları (Cevaplar ilettiğiniz sırada dizilecektir.)
  • Anket kapanış tarih ve saati
  • Birden çok şık seçimine izin verip vermediğiniz
  • Anketi cevaplayanlara belirttiğiniz cevaplar dışında cevap hakkı verip vermediğiniz
  • Aynı bilgisayardan birden çok yanıtlamaya izin verip vermediğiniz
  • Sonuçların gösterilmesi(oy sayısı ve yüzdeleri) /Sadece yüzdelerin gösterilmesi / Sonuçların gizlenmesi (Bu seçeneği seçerseniz anket sonuçlarını kullanıcılar göremez ve sonuçlar anket kapandıktan sonra e-posta adresinize gönderilir.) seçeneklerinden hangisini seçtiğiniz
  • Anketin genişliği px cinsinden (Belirtmesseniz standart genişlikte olacaktır [190 px])
  • Sitenizin adresi

Daha kolay kullanım için isterseniz Hazır Özellikleri seçebilirsiniz. Böylece yukarıdaki adımlara takılmadan sadece ilk dört ve son maddedeki bilgileri e-postama gönderebilirsiniz. Bu sayede aradaki detaylarla uğraşmamış olursunuz.

E-postanız kısa sürede değerlendirilecek ve anketinizin html kodu ve anketi blogunuza (Blogger için) koymanın kolay yulunu anlatan e-posta adresinize gönderilecektir.

Elbette polldaddy'de hesap açarak herkes kendi anketini oluşturabilir. Ancak kısa zamanda dikkat çekici anketlerle sitenize renk katmak istiyorsanız DRT23'ün ücretsiz hizmetinden faydalanabilirsiniz.

Devler Liginden Haberler


7 Dev Belli

Şampiyonlar Ligi heyecanı devam ediyor. Dün gece kupada oynanan üç maçın sonucunda çeyrek finale çıkan üç takım daha belli oldu. Salı gecesi maçlarında Sevilla'yı penaltılarla geçen Fenerbahçe'nin yanı sıra Barcelona, Arsenal ve Manchester United üst tura çıkan ilk ekipler oldu. Çarşamba gecesinde ise üç çeyrek finalist daha belli oldu. İlk maçta Yuananistan'da golsüz berabere kalan Chelsea ve Olympiakos dün gece Stamford Bridge karşı karşıya geldi. Chelsea ilk golünü henüz 5. dakikada Ballack'la buldu. Olympiakos'un gol atamadığı gecede Chelsea'nin diğer golleri 25' te Lampard ve 48' de Kalou'dan geldi. Böylece ikinci turda yer alan üç İngiliz takımı da çeyrek finale yükselmeyi başardı.

İlk maçta Roma'ya 2-1 yenilen Real Madrid dün geceki maçta da aynı skorla yenilerek kupaya veda etti. Şampiyonlar Ligi'nin efsane golcüsü Raul'un Madrid'in tek golünü kaydettiği gecede İtalyan ekibinin golleri ise Taddei ve Vucinic'ten geldi.

Halil Altıntop'un takımı Schalke ilk maçta 1-0 mağlup etmeyi başardığı 2004 şampiyonu Porto ile Dragao'da karşılaştı. Porto 86' da Lisandro ile golü buldu ve maç uzatmalara kaldı. Uzatma dakikalarında da gol gelmeyince penaltılara geçildi ve Schalke kalecisi Neuer'in devleştiği dakikaların sonunda üst tura çıkan Alman ekibi oldu.

14 Mart'ta Kuralar Çekilecek

Devler liginin çeyrek finalist yedi takımı belli oldu. Milan ile aynı stadı paylaşan İnter haftaya (11 Mart Salı) evinde Liverpool'u ağırlayacak ve sekizinci takım da belli olacak. İlk maçta Liverpool 2-0 galip gelmişti.

Kuralar 14 Mart'ta Nyon'da (İsviçre) çekilecek ve ilk maçlar 1-2 Nisan, ikinci maçlar 8-9 Nisan'da oynanacak. Kuaralarda aynı ülkenin takımları eşleşebilecek. Fenerbahçe'nin muhtemel rakipleri ise şunlar: Barcelona, Manchester Utd., Arsenal, Schalke, Roma, Chelsea ve Liverpool veya İnter.

Messi Çeyrek Finalde Yok

Barcelona'nın genç yeteneği Messi Salı gecesi oynanan Celtic maçının 38. dakikasında sakatlanarak yerini Henry'e bırakmıştı. Sezonun başında bir ay sahalardan uzak kalmasına neden olan sakatlığındaki gibi yine sol baldırından sakatlanan genç yıldızın 6 hafta oynayamayacağı açıklandı. Barcelona'nın son yıllardaki başarılarında büyük pay sahibi olan Arjantinli oyuncu Nisan ayının ilk iki haftasında oynanacak çeyrek final maçlarında forma giyemeyecek.

Mourinho Yakında Dönecek

Porto'yu ligde ve Şampiyonlar Ligi'nde şampiyon yaparak ününü duyuran Portekizli teknik adam Jose Mourinho sezon başında Chelsea'deki görevinden alınmıştı. Mourinho basına yaptığı açıklamada gelecek yıl İtalya veya İspanya'da görev almak istediğini söyledi. Mourinho'nun İnter takımının başkanıyla görüştüğü yönünde haberler yapılmıştı; ancak kendisi bu haberleri yalanladı. Mourinho'nun Barça'da teknik direktörün tercümanıyken bu işe başlamış olması ve kendisinin Barcelona'nın menajerliğini yapmak istediği yönündaki eski haberleri hatırlayacak olursak ve Barça'nın geçen yıl şampiyonluğu kaçırdığını göz önüne alırsak İspanya'daki adresi Katalanlar olacak gibi görünüyor. Rijkard bu yıl da takımını şampiyon yapamaz ve Avrupa'da finale taşıyamazsa gelecek yıl yerini Mourinho'ya bırakabilir. İtalya'daki adres olarak da Milan öne çıkıyor. Avrupa'daki ligler bittikten ve Euro 2008 sonuçlandıktan sonra durum netleşecektir. Portekizli çalıştırıcının gideceği takıma çok şey katabileceğini düşünüyorum.

Öte yandan Jose Mourinho gelecekle ilgili planlarını da anlattı. İspanya veya İtalya'dan sonra İngiltere'ye geri dönmek istediğini anlatan menajer son olarak ülkesi Portekiz'in milli takımını çalıştırmak istiyor.

Şampiyonların Savaşı Devam Ediyor

Avrupa'nın kulüpler bazındaki en önemli organizasyonu olan Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur rövanş maçlarından ilk dördü dün gece oynandı. Böylece çeyrak finalde yer alacak 8 takımdan 4'ü belli oldu. Temsilcimiz Fenerbahçe'nin yanı sıra Arsenal, Barcelona ve Manchester United üst tura çıkmayı başaran takımlar oldu.

FB'nin Avrupa Yılı
Bu yıl Fenerbahçe Avrupa kupaları tarihindeki en başarılı yılını yaşıyor. Daha önce Şampiyonlar Ligi'ne dört kez katılan sarı lacivertliler gruplardan çıkmayı başaramadılar. Ancak bu yıl başta teknik direktör Zico'nun katkılarıyla FB grubunda 11 puan toplayarak Türk takımları arasında Şampiyonlar Ligi 1. grubunda en çok puan toplayan takım ünvanını kazandı. Sarı kanaryanın 2. turda rakibi son iki yılın UEFA Kupası şampiyonu ve Avrupa'nın en iyi takım oyunu sergileyen ekiplerinden biri olan Sevilla'ydı. İlk maçta evinde 3-2 galip gelen FB, dün gece oynanan ikinci maçta İspanya'da Sevilla'ya normal sürede 3-2 yenildi. Toplamda 5-5 olan skor maçı uzatmalara taşıdı. Ancak iyice yorulan futbolcular uzatma dakikalarında gol bulamayınca karşılşma penaltılara kaldı. Maçın ilk on dakikasında kalesinde gol gören Volkan penaltılara hırslı başladı ve üç penaltıyı kurtardı. Böylece penaltı atışlarında 3-2 üstünlük sağlayan Fenerbahçe çeyrek finale çıkarak tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Türk futbolunu da temsil eden sarı lacivertlilerin başarısı benim gibi başka takımların taraftarı olan diğer Türkleri de sevindirdi.

Şampiyona Yakışmadı
Dün geceki karşılaşmalardan bir diğerinde son şampiyon Milan evinde Arsenal'i konuk etti. Emirates Arena'daki ilk maç golsüz bitmişti. Dünkü maçta da son dakikalara kadar gol atılamadı. Evinde kötü bir performans sergileyen Milan'da Kaka takımını ateşlemeye çalıştı ama balşarılı olamadı. Fabregas'ın performansıyla genç yeteneklerden oluşan Londra ekibi 84' ve 90' da nihayet gol bularak karşılaşmayı 2-0 kazandı. Bu skorla son şampiyon Milan elenirken 2006'da ilk kez final oynayan Arsenal bir kez daha finale çıkmaya bir adım daha yaklaştı.

2. Tur Heyecanı Devam Ediyor
Barcelona ise deplasmanda 3-2 mağlup ettiği Celtic karşısına Camp Nou'da rahat çıktı. Xavi'nin tek golüyle Barça, Celtic'i eledi. Gecenin diğer maçında Manchester United evinde Lyon'u ağırladı. İlk maçta deplasmanda 1-1 beraber kalmayı başaran kırmızı şeytanlar rövanşta da tek gol attılar. Böylece Manu çeyrek final biletini aldı.
Bu gece de üç karşılaşma oynanacak ve en iyi sekizin yedisi belli olacak. Son maç ise haftaya İnter ile Liverpool arasında oynanacak. Milan ile aynı stadı kullandığı için İnter bu heyecanı bir hafta geç yaşayacak.

Liverpool Yalnız Yürümüyor
"You'll never walk alone" (Asla yalnız yürümeyeceksin) sloganıyla tanınan İngiliz ekibi Liverpool gerçekten de yalnız yürüyemiyor. Geçen yıl kulübü satın alan Amerikalı iş adamları Tom Hicks ve George Gillet'in takımı satacağı yönünde haberler var. Mortgage kriziyle zor duruma giren Amerikalı ortaklardan Gillet, sahibi olduğu %50 kulüp hisselerini satmak üzere Dubai International Capital şirketi icra kurulu başkanı El-Ensari ile görüşüyor. Dubaili iş adamı ve Liverpool taraftarı El-Ensari de görüşmeyi doğruladı. Ancak Tom Hicks'in kendi hisselerini satmak niyetinde olmadığı söyleniyor. Satış gerçekleşirse Avrupa'nın en büyük kulüplerinden biri olan Liverpool el değiştirmiş olacak. Anlaşılan Liverpool yalnız yürümüyor ama birlikte yürüdüğü kişiler yıllardır takımı bu sözle destekleyen İngiliz taraftarlar değil, para babası yabancı yatırımcılar.

Ekranların Yeni Bombası: TNT

Dünyada en çok televizyon izleyen milletlerden biriyiz. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum ama televizyonun herkes için ucuz eğlence kaynağı olması bence güzel. Bildiğim kadarıyla dünyada en çok tv kanalına sahip ülkelerden de biriyiz. Uydu, kablolu yayın, karasal yayın (görüntüyü netleştirmek için antenle akrobatik hareketler yaptığımız yayının adı), Digitürk, D-Smart derken bir baktık ki onlarca ulusal ve yüzlerce yerel kanal bu tv teknolojileri ile her yanımızı sarmış. Bir de "TV izlemiyorum; zaten izleyecek birşey de yok!" diyenler var. Hala nasıl izleyecek birşey yok anlamıyorum.
Neyse Türk tv izleyicilerine güzel bir haber var. Amerikan Time Warner yayın kuruluşunun (CNN, Cartoon Network gibi kanalların sahibi ve sinema, radyo gibi alanlarda da hizmet veren şirket) sahibi olduğu TNT (Turner Network Television) adlı kanal 3 Mart itibariyle Türkiye'de yayına başladı. Kanal Cnbc-e'ye rakip olabilecek dizi ve filmler yayınlamakla kalmayıp çizgi film de yayınlayacak. Aralarında Lost, Supernatural, Malcolm in the Middle, Missing gibi yapımların da bulunduğu çok sayıda dizi, kaliteli sinema filmleri ve çocuklar için çizgi filmlerin bulunduğu programlar Türkçe dublaj ile yayınlanıyor. Resmi olarak bu haberi almamış olmakla birlikte yakında kanalın uydu ve D-Smart'ta çift dil seçeneğiyle yayın yapacağına dair bilgiler bulunduğunu belirteyim.
Özellikle çift dil destekler halde yayına geçilirse daha başarılı olacağını düşünmekle birlikte kanalın kısa sürede yüksek reyting alan kanallar arasına gireceğinden eminim. Gerçeği Türkiye'de garip kadın programları, magazin ve yarışma gibi türlerde hepsi birbirine benzeyen onlarca program (birçoğunun gereksiz olduğunu düşünüyorum) hala yayınlanırken milletimizin tv eğilimini kestirmek çok güç ama Cnbc-e bu kadar başarılıyken yayın içeriği olarak benzer olan TNT'nin de başarılı olacağını beklemek yanlış olmaz. Hatta Cnbc-e'nin hafta içi gündüz saatlerinde ekonomi yayınlıyor olması ve dizi ve sinema filmlerini Türkçe alt yazıyla vermesi TNT'ye göre dezavantaj bile olabilir. Gerçeği Cnbc-e ekonomi takipçileri ve filmleri orjinal sesinde izlemek isteyenler için farklılığını koruyacaktır. Kısacası iki kanal arasındaki bu farklılıkların hangisinin lehine olacağını kestirmek şimdilik zor.
Gel gelelim nerden çıktı TNT? CNN Türk (Doğan Yayın Grubu'nun NTV'ye [Doğuş Yayıncılık] rakip olarak Ekim 1999'da Turner Broadcasting [TNT'nin de sahibi] ile ortaklaşa kurduğu haber kanalı) belki ülkemizde en çok izlenen haber kanallarından biri ama özellikle son yıllarda çok sayıda haber kanalının kurulması ve karşısında NTV gibi güvenilir habercilikte lider bir rakibin bulunmasından dolayı kurulduğunda kendisinden beklenen noktadan uzakta. Buna paralel olarak Amerikan dizi ve filmleri ülkemizde çok izleyici topluyor ama yayın içeriği bunlar olan bir kanal kurmak yüksek maliyet getiriyor. Bu yüzden D-Smart ve Digitürk'teki tematik kanallar dışında (ki bu platformlardan Digitürk ücretli olduğundan, D-Smart ise sektörde yeni olduğundan yeterince yaygın değil) bahsettiğim içerikle yayın yapan iki kanal var: Cnbc-e (ki malum içerik tam gün geçerli değil) ve e2 (içerik bakımından zengin değil). İşte Doğan Grubu bu potansiyeli görmüş olacak ki bu temada bir kanal için düğmeye basmış ve tıpkı CNN Türk'ü kurduğunda uyguladığı yabancı ortaklık ile işe başlamış.
Karasal yayında CNN Türk frekansında TNT yayın yapacağından CNN Türk artık normal antenlerle seyredilemeyecek. (Bu durum CNN Türk'ün reytinglerinin daha da düşmesine neden olacak ama Doğan Grubu'nun yönetimi bunu göze almış anlaşılan.) TNT ayrıca Türksat 2A Doğu uydusu ve D-Smart'ta da izlenebilinecek. Uydu bilgileri ve D-Smart kanal bilgisi yazının resminde mevcut. Ayrıca merak edenler resme tıklayarak TNT Türkiye'nin internet sitesini gezebilir.
Ekranlarımıza yeni bir soluk getirmekte olan kanala başarılar diliyorum. Umarım yayın içeriği sürekli yenilenir ve bir süre sonra kendini tekrar eden bir hale gelmez.

Kayıp Dahi

Yeni yüz yıla girilirken, geçen yıllardan miras kalan ve çözülmeyi bekleyen 7 matematik problemi vardı. Bunlar geçmiş yıllarda matematikle ilgilenen bilim insanlarının ortya attıkları, doğruluğu veya yanlışlığı ispat edilememiş sorulardı. Bu sorular o kadar zordu ki bazı matematikçiler bazılarının ancak gelecek yüzyılda çözüleceğini, bazılarının da belki asla çözülemeyeceğini tahmin ediyorlardı. Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Clay Matematik Enstitüsü bu sorulardan her birinin çözümü için 1 milyon dolar ödül koydu.
Bu 7 sorudan biri Poincare varsayımı. 1904 yılında ünlü Fransız matematikçi Henri Poincare'nin ortaya attığı varsayım "üzerinde delik olmayan herşey küredir" anlamına gelen ve üç boyutlu uzayı sarmalayan iki boyutlu düzlemin zamanla (Zaman dördüncü boyuttur.) ilişkisi hakkındadır.
2002 yılında Rus matematikçi Grigori Perelman 39 sayfalık makalesini internette yayınlayarak bu soruyu çözdüğünü iddia etti. Ertesi yıl 22 sayfalık ek çalışmasını da yayınlayarak ilk çalışmasını destekledi. Aslında Poincare varsayımını çözümlemek için değil bu problemi de kapsayan daha geniş çaplı Thurston Geometrizasyon Konjektürü'ne çözüm getirmek için yaptığı çalışmada kullandığı matematik dili o kadar ağırdı ki matematikçiler dahi anlamakta güçlük çektiler. Nihayet çeşitli üniversitelerde çalışmayı denetlemek (ya da kontrol etmek) için kurulan uzman heyetler çözümün doğruluğunu onayladılar. Böylece matematiğin ve matematikle ilintili olarak bilimin en karanlık sorularından biri aydınlatıldı.
En az soru ve çözümü kadar şaşırtıcı olan şey soruyu çözen matematikçi. Grigori Perelman 1966 St. Petersburg doğumlu bir Rus. Lisedeyken katıldığı Madrid'teki matematik olimpiyatında en yüksek skorla altın madalya almış. Daha sonraki yıllarda bursla Amerika'ya gitmiş ve çeşitli üniversitelerde araştırmalarda bulunmuş. Tanıyanların "Sanki başka gezegenden biri gibiydi!" diye tanımladıkları dahinin asıl şaşırtıcı hikayesi Poincare varsayımını çözdükten sonrasıyla ilgili. Grigori hem Clay Matematik Enstitüsü'nün vaat ettiği 1 milyon dolarlık ödülü almadı hem de matematiğin Nobel'i olarak bilinen Fields Madalyası'nı reddeti. Ona göre önemli olan kaşif değil keşifti.
Bunlar ve bunun gibi ödülleri elinin tersiyle iten ilginç kişilikli dahiye uzun zaman ulaşılamadı. Telefonlara ve postalara cevap vermeyen Grigori'nin yoğun ilgiden bunalıp memleketi Rusya'ya kaçtığı ve burada annesiyle yaşamaya başladığı öğrenildi. Enstitüden ayrıldığı için işsiz olan dahi, annesinin emekli maaşıyla geçiniyor ve artık matematik hakkında konuşmak istemiyor. Klasik müzik dinleyip mantar toplamakla vakit geçiriyor.
Grigori hakkındaki bir garipliğe daha değineyim. Grigori çözümü bulduğunda bir bilimsel dergide yayınlamak yerine internette yayınlıyor; yani bir başkası bu çözümleri çalıp kendisi çözmüş gibi gösterir derdinden uzak olduğu gibi karalama şeklindeki ispatını düzenleyip yayınlamakla da uğraşmıyor. Nihayet onun adına başka matematikçiler ispatı düzenleyip yayınlıyorlar. Sonra dünyanın en büyük üniversitelerine seminer için çağırılıyor. Katıldığı seminerlerde ispatını sakince anlatıp sorulara cevap verip gidiyor. Yani adam hiç bir şekilde hava civa durumuna gelmiyor. Tam tersi ilgiden ve popüler olmaktan çekiniyor.
Gerçekten dahilik ile delilik arasındaki ince çizgide duran ilginç kişilik mi yoksa tavrı ve kişiliği ile insanlara çözdüğü varsayımın yararından daha fazla yararlı olan bir ders vermiş kişi mi? Onu ve çalışmasını kısaca tanıtmaya çalıştığım bu yazının sonunda yorum sizin...
Not 1: Yukarıdaki resim ona ait az sayıdaki fotoğraflardan biri. Sanırım metrodayken çekilmiş.
Not 2: "Kayıp Dahi" başlığını Grigori'nin uzun süredir bulunamamsından dolayı koyduğum gibi bence başlık aynı zamanda onun artık matematikle uğraşmamasının bizler için büyük bir kayıp olduğu anlamına da geliyor.