Ekonomik Krizin Son Kurbanı GASTE*

2008 yılı başlarında farklı bir formatla yayın hayatına başlayan Gaste ekonomik kriz yüzünden yayına ara verdi. Aslında "kapandı" ifadesini kullanmak daha uygun olabilir ama 19 Şubat 2009 tarihli son sayısının ilk sayfasında yer alan açıklamadan mümkün olduğu takdirde birgün yeniden yayına döneceği anlaşılıyor.

Geçen yılın başlarında İstanbul'un ilk ücretsiz gazetesi olarak yayına başlamıştı Gaste. Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde benzerleri bulunmasına rağmen bu format bizler için oldukça yeniydi. Dolayısıyla başlarda birçok İstanbullu şehrin kalabalık yerlerinde (meydanlarda, duraklarda...) bedavaya gazete dağıtılmasına şaşırdı. Reklam gelirleriyle ayakta duran Gaste daha çok yorumsuz haberler, özel dosyalar, bulmaca, karikatür, şehir rehberi ve benzeri birçok farklı türden içeriği bir arada barındırıyordu. Ayrıca benim de yazma fırsatı bulduğum Genç Köşe Yazarları uygulaması bünyesinde ve ötesinde birçok köşe yazısı da yer aldı.

İstanbul'la ilgili haberleri özellikle barındırması zamanla bazı kişileri yanlış düşünmeye itti. Şehirle ilgili haberler dolayısıyla özellikle Büyükşehir Belediyesi ve çalışmalarıyla ilgiliydi. Fakat kimileri bunu Gaste'nin AKP yanlısı davranması ve seçim yatırımı haberler yapması olarak algıladı. Halbuki Gaste'de zaman zaman İBB'yi eleştiren haberler de yer aldı. Ayrıca yayın içeriği dikkatle incelendiğinde toplumun her hangi bir görüşünü tek başına baz alarak yanlı davranmadığı da kolaylıkla görülebilirdi.

Uygun, küçük boyutu, basım kalitesi ve tabii ki ücretsiz oluşuyla kısa zamanda alışık olmadığımız manzaralarla karşılaşmamızı da sağladı Gaste. Öyle ki birden bire vapurlar, otobüsler, metrolar Gaste okuyan insanlarla dolmuştu. Günde 500 bin baskıyla İstanbullunun gazete okuma alıkanlığına da katkı yaptı bir bakıma.

Ancak, ne yazık ki dünyayı sarsan ekonomik krizden Gaste de nasibini aldı. Yaklaşık bir yıllık yayın hayatına 19 Şubat'ta 260. sayısıyla son vermek durumunda kaldı. Bu noktaya kadar önce tirajını 300 bine düşürdü, sonra da sayfa sayısını azalttı ve hatta çalışanlardan bir kısmıyla yollarını ayırdı. Ancak tüm bu önlemler Gaste'yi kapanmaktan kurtaramadı.

Gaste'nin son sayısında yer alan duyuru ise şöyle:

Saygıdeğer okurlarımız ve iş ortaklarımız; sizlere ‘şimdilik’ hoşçakalın demenin hüznünü yaşıyoruz bugün... GASTE, bir gazete için çok kısa bir zaman olmasına rağmen bir yılda inanılmaz büyük işler başardı. 500 bin GASTE ile günde 6 milyon kişiye ulaşmaktan ve onlarda bağımlılık yaratmaktan söz ediyoruz... Mali koşulların getirdiği zorunluluklarla; şimdi siz okurlarımızdan ve bizden desteklerini esirgemeyen reklam verenlerimizden geçici bir süre için izin istiyoruz... Bugüne kadar bize olan güveninize, sıcak mesajlarınıza, GASTE bulamadığınız zamanlardaki ‘azarlamalarınıza’ milyonlarca kez teşekkür ediyoruz. Daha güçlü geri dönebilmek için her koşulu zorlayacağımızdan emin olabilirsiniz.
Hepinizle tekrar buluşmak üzere... gaste ekibi

Komedi Dükkanı Kepenklerini Kapattı

Ekranların en özgün programlarından biri olan Komedi Dükkanı ne yazık ki sona erdi. Ne yazık ki diyorum çünkü Dükkan'ı neredeyse her hafta büyük bir keyifle izliyordum. Dükkan'ın kepenklerini kapatmasına benim gibi birçok seveni üzüldü. Konunun yer aldığı forumlardaki, sitelerdeki yorumlardan programın kısa sürede ne kadar büyük bir hayran kitlesine ulaştığı da görülüyor.

Tam bir yıl önce yazdığım yazıda Komedi Dükkanı'nı yeni keşfettiğimi ve izlemeye başladığımı anlatmış, kısaca programdan bahsetmiştim. Bu yazımda ayrıca programın TV8'de yer aldığı için henüz az bilindiğini, fakat kısa sürede hak ettiği yeri bulacağına inandığımı söylemiştim. Nitekim bir süre sonra program TRT1'e geçti ve daha tanınır hale geldi. TRT1'e geçtiğinde Salih Kalyon'un ayrılması ve ilk bölümlerde konuk sanatçıların yer alması beni biraz üzmüştü. Konuk sanatçıların yer almasından kastım ilk bölümlerde şarkıcılar geliyordu ve açıkcası bunu formata uygun bulmuyordum. Fakat daha sonra tiyatro oyuncularının konuk olarak alınması durumu kurtardı diye düşünüyorum. Ayrıca profesyonel oyuncuların konuk olmadığı bölümlerde tek başına Tolga Çevik'in performansı çok iyiydi. Zaman zaman sahneye alınan seyircilerden de oldukça yetenekli olanlar çıkabiliyordu.

Yaklaşık 60 bölüm sonunda Komedi Dükkanı 20 Şubat Cuma akşamı "Sezon Finali" bölümüyle ekranlara veda etti. Bir türlü yüzünü göremediğimiz yönetmenimiz, Tolga Çevik'e, programın bugüne kadar süregelen temel esprisine uygun olarak, artık milyonların sevdiği iyi bir oyuncu olmayı başardığını ve böylece bu işin burada sona erdiğini söyledi. Bunun üzerine Çevik programın yapımında yer alanları sahneye davet etti ve teşekkür konuşması yaptı. Ama akıllarda soru işareti oluşmasına neden olan sözler Çevik'ten geldi: "Beni hiç yalnız bırakmadınız. Hepinize teşekkür ediyorum. Ama biz hiçbir yere gitmiyoruz. Sadece ara veriyoruz. Çok yakında yine geleceğiz. Siz hiç kimseye inanmayın."

Bu sözler Dükkan severlerin içine biraz su serpmiş olsa da şunu belirteyim ki birkaç ay evvel NTV'deki Gece Gündüz programına Tolga Çevik konuk olmuştu ve o programda Komedi Dükkanı çok beğenilmesine rağmen, işi tadında bırakmak niyetinde olduklarını açıklamıştı. Peki bu yukarıdaki sözlerle çelişmiyor mu? Bir ihtimal, yeni bir format ve program düşünüyor olabilirler.

Sonuç biraz muğlak olsa da bizi her hafta güldüren, eğlendiren Komedi Dükkanı ekibine teşekkür ediyorum. Ama yine de programın devam etmesini diliyorum. Çünkü günlük hayatın sıkıntılarından bir süreliğine de olsa uzaklaştıran, bizi hayal dünyasına davet eden ve eğlendiren böylesi bir programa birçoğmuzun ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Ntvmsnbc.com Kabuk Değiştiriyor

Türkiye'de haber yayıncılığının öncü kanallarından NTV'nin internet sitesi ntvmsnbc.com yenileniyor. Yakında yeni yüzüyle okurlarının karşısına çıkmaya hazırlanan site test yayınına başladı.

Türkiye'nin ilk haber kanalı NTV'nin internet ortamında birçok başlıkta haberleri takipçisine ulaştırdığı ntvmsnbc.com sitesi uzun süre sonra değişim geçiriyor. Benim de sıkça takip ettiğim ve hızlı ve güvenilir bulduğum site yakında yeni görselliği ve yapısıyla yayınına devam edecek.

ntvmsnbc.com'un şu anki teması nispeten daha sade. Metin halinde haberlerin yanı sıra video ve fotoğraf galerisine de sahip. Ancak site yöneticileri değişimin yeni bir soluk getireceğini ummuş gibi görünüyorlar. Uzun bir süre sonra site tamamen değişiyor.

ntvmsnbc.com'un yeni hali esas yayın öncesi test yayınında. Henüz eksiklikleri bulunmakla birlikte yakın zamanda esas url'den yayına başlayacak. Yeni haliyle site daha görsel ve dinamik görünüyor. Özellikle haberlerin başlıklar halinde kategorizasyonuna önem verilmiş. Anladığım kadarıyla sitede çeşitli kişiselleştirme özellikleri de mevcut olacak. Örneğin kullanıcı isteğine göre kategorileri (Türkiye, dünya, ekonomi, spor gibi...) sayfa içinde sıralayabilecek ve her kategori modülünde kaç adet haber gösterileceğine karar verebilecek.

Yeni haliyle sitenin ne zaman yayına başlayacağı ise şu an (yazının hazırlandığı zaman) itibariyle duyurulmuş değil.

Futbol Para Ligi'nde Fenerbahçe On Dokuzuncu

Deloitte adlı finansal denetim şirketi futbolda en çok gelir elde eden kuluüplerle ilgili araştırmasını yayınladı. 2007-2008 sezonu dikkate alınarak yapılan araştırmaya göre dünyanın en çok kazanan takımı Real Madrid. Fenerbahçe de en çok kazananlar listesinde ilk yirmiye girmeyi başardı.

Deloitte'nin Futbol Para Ligi 2009 adını verdiği araştırmada futbol kulüplerinin 2007-2008 sezonunda bilet satışları, televizyon yayınları, lisanslı ürün satışları gibi gelir kaynakları dikkate alındı ve dünyanın en çok kazanan yirmi kulübü belirlendi. Gelirlere karşılık giderler incelenmediği için araştırma sonucunda dünyanın en zengin kulüplerinin belirlendiğini düşünmek yanlış olacaktır. Ancak yine de bu listenin en zengin kulüpler listesine yakın olması muhtemel.

Geçen sezonun en çok para kazanan takımı 365 milyon Euro ile Real Madrid. Onu araştırmanın baz aldığı sezonda hem Premier Lig hem de Şampiyonlar Ligi'nde şampiyon olarak gelirlerini önemli ölçüde (yaklaşık % 20) arttıran Manchester United izliyor. Fakat hem Manu'nun hem de diğer İngiliz kulüplerinin gelirleri Sterlin'in Euro'ya karşı değerinin düşmesi neticesinde azaldı ve listede bu ülkenin takımları için dezavantaja neden oldu. Üçüncü en çok kazanan takım ise 308 milyon Euro ile Barcelona oldu.

Listede dünyanın en çok izlenen ligi olan Premier Lig'de mücadele eden 7 takım bulunuyor. Almanya (Bundesliga) ve İtalya (Seri A)'dan 4'er takımın yer aldığı listede Fransa (Ligue 1) ve İspanya (La Liga)'dan 2'şer takım var. İlk yirmiye dünyanın en büyük bu beş liginden takımlar dışında girmeyi başaran tek kulüp ise Fenerbahçe. Fenerbahçe 111 milyon Euro gelir ile 19. sırada yer alıyor. Böylece Türkiye'nin en zengin futbol kulübü olan Fenerbahçe elde ettiği gelir bakımından da Türkiye'de rakip tanımadığını tescillemiş oldu.

Deloitte, Futbol Para Ligi 2009 sonucunda oluşan liste şöyle:
(Sıra - Kulüp - Gelir [milyon Euro])

1. Real Madrid - 365,8
2. Manchester Utd. - 324,8
3. Barcelona - 308,8
4. Bayern Münih - 295,3
5. Chelsea - 268,9
6. Arsenal - 264,4
7. Liverpool - 210,9
8. Milan - 209,5
9. Roma - 175,4
10. Inter - 172,9
11. Juventus - 167,5
12. O. Lyon - 155,7
13. Schalke 04 - 148,4
14. Tottenham - 145,0
15. Hamburg - 127,9
16. Marsilya - 126,8
17. Newcastle U. - 125,6
18. Stuttgart - 111,5
19. Fenerbahçe - 111,3
20. Manchester City - 104,0

En Etkileyici Lost Sahnesi


Ocak ayı başında "En Sevdiğiniz Lost Sahnesini Seçin" başlıklı yazımda abc kanalının internet sitesinde Lost'ta geride kalan 4 sezonun en iyi sahnesini seçmek için oylama yapıldığını haber vermiştim. Yarışma 11 Şubat'ta sona erdi ve Lost severlerin oyları Charlie'nin dramatik ölümünü anlatan 3. sezonun final bölümü Through The Looking Glass'tan sahneyi birinci seçti. Hatırlamak isteyenler yazının başındaki videoyu izleyebilirler. "Hatırlamak mı? Hiç unutamadık ki!" diyenleri duyar gibi oluyorum.

Yarışma yaklaşık bir ay kadar önce başladı ve hazırlayanlar her sezondan dört önemli sahneyi seçmişlerdi. Lost hayranları her hafta verdikleri oylarla eşleşen iki sahneden hangisinin üst tura çıkacağını belirlediler. Oylama sonucunda her bir sezonun en unutulmaz sahneleri ise şunlar:

1. Sezon: Dizinin pilot bölümü, yani ilk bölümünde doktorumuz Jack'in kaza sonrası uyanması ve sahile koşmasını anlatan o Lost'la tanıştığımız ilk anlar.

2. Sezon: Live Together, Die Alone (Birlikte yaşa, yalnız öl) bölümünde hatch'te (ambarda) şu meşhur sayılarımızı bilgisayara girmeyince yaşanan elektromanyetik felaket ve beraberinde hatch'in yıkılmasını anlatan sahne.

3. Sezon: Charlie'nin su altındaki istasyonda boğularak öldüğü sahne. Desmond ölmesin diye kendisini içeriye kilitlemiş ve son anlarında eline yazdığı notla Desmond'a botun Penny'e ait olmadığı mesajını verebilmişti. Akabinde özellikle Charlie hayranları göz yaşlarına boğulmuştur!

4. Sezon: The Constant (Sabit) adlı muhteşem bölümde Desmond'un sevgilisi Penny ile telefonda konuştuğu sahne. Benim de yarışmadaki sahneler arasında favorim buydu ve her defasında bu sahneye oy verdim; fakat finalde Charlie'nin sahnesine kaybetti.

Tüm sahneleri izlemek ve her turda kazananları görmek için buraya tıklayın.

Bir Blogun Felsefesi

Hiç şüphesiz iletişim doğal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı gidermenin çeşitli yolları doğada yer alan her canlıda mevcuttur. Doğanın bir parçası olan insan da iletişim yeteneğine sahiptir. Ancak insanoğlunu diğer canlılardan ayıran önemli bir yeteneği de başka hiçbir canlı türünün sahip olmadığı konuşabilme özelliğidir ve bu özellik bizlerin sahip olduğu gelişmiş düşünme gücümüzden kaynaklanan bir ihtiyacı gidermeye yönelik doğal bir sonuçtur.

Ancak konuşmanın yetersiz kaldığı noktalarda iletişimin daha etkili yollarını aramak gerekli olmuş ve bu noktada sanat devreye girmiştir. Yazmak da konuşmak gibi - fakat sonradan icat olunmuş - bir iletişim aracı olmakla birlikte düşünceleri ve duyguları kitlelere iletme hususunda sanata dönüşür. Bundan sadece edebiyatı kast etmiyorum. Çünkü edebiyat deyince bu blogda yazılan yazıların sadece bir kısmı bu kavramla örtüşür. Ancak hem bu blogda hem de diğerlerinde insanlar fikirlerini, hislerini, bilgilerini kendi yazım tarzları doğrultusunda paylaşmaya çalışıyorlar. O halde herbiri edebiyat ürünü sayılamamakla birlikte sanal dünyada bireylerin paylaşım aracı olarak kullandıkları her özgün yazı - elbette dil kurallarına doğru ölçüde uymakla birlikte - aynı zamanda sanattır. Elbette herbirinin etkisi ve ele alınışı farklı ölçülerde olacaktır, ancak bu paylaşımları sadece iletişimin modern bir yöntemi olarak görmek yanlış olacaktır.

Ben bu blogu yazmaya elbette ortaya bir sanat eseri çıkarmak için başlamadım; tıpkı diğerleri gibi. Amacım bu iletişim platformundan faydalanarak bazen güncel bazen de genel konularda fikir ve duygularımı paylaşmaktı. Fakat bunu yaparken şu noktaya mümkün olduğunca dikkat ettim: Popüler ve güncel bir konu hemen her yerde haber olur, hakkında birşeyler yazılır. Elbette böylesi her haberi yazmak için ne vaktim var ne de burası bir haber sitesi. Yani DRT23'te yer alması için benim de ilgilendiğim, üzerinde yorum yapabileceğim bir konu olması ilk şart oldu, olacak. Bu şart hem blogu belli bir çizgide tuttu hem yazı konusu çok popüler olsa da ortaya çıkan yazı özgün oldu hem de ben yazarken keyif aldım.

Blogun yürüdüğü bu yol konu seçimi bakımından çok keskin olmadığı gibi konuların ele alınış tarzı bakımından da çok keskin değil. Ancak buradaki "keskin değil" ifadesi "belirsiz, muğlak" gibi anlamlarla karıştırılmamalı. Zaten konu seçiminden bahsettim. Gerçeği bir keresinde DRT23'te yer alan bir ankette bazı katılımcılar belli konulara odaklanmamın daha doğru olacağını ifade etmişlerdi. Aslında daha çok kişiye hitap etmenin, bu kadar çok blog ve site arasından sıyrılıp popüler olmanın şartlarından biri de buymuş gibi görünüyor. Nihayetinde insanlar bu blogu çoğunlukla Google gibi sitelerde bir şeyler ararken keşfediyor ve belli konularda yoğunlaşma o içerikte aramalarda bulunma olasılığını arttırıyor. Ancak ben blog yazmaya başlarken kendime böyle bir hedef belirlememiştim. Bugün de böyle bir hedefim yok.

Elbette daha çok kişiye ulaşmak önemli. Daha çok insanın yazılarımı okuması, yorumlaması daha güzel olurdu. Ancak geride kalan bir yıl itibariyle ulaştığım okuyucu sayısı, diğer bazı bloglarla karşılaştırınca sınırlı kalmakla beraber başlangıçta beklediğimden daha iyi. Bu sayı çeşitli çabalarla arttırılabilir. Ancak benim için okuyucu sayısı belli bir hedef olmaktan ziyade doğal bir sonuç. Konuları ele alış tarzım ise elbette konu türüne ve yazının yorumlu haber mi yoksa makale mi olduğuna bağlı olmakla birlikte hiçbir şekilde belli bir kalıp düşüncenin empozisyonu amacını gütmedi. Zaten böylesi bir kalıp düşünce sisteminin esiri değilim.

Peki bu blogu yazarken bu kadar özgür ve rahat hissetmemin başka bir nedeni var mı? Evet, var: Gelir kaygısı taşımamam. Elbette teknolojiyi para kazanmanın bir yolu olarak blog dünyasında kullananlara bunun yanlış olduğunu söyleyerek bir genelleme yapma hatasına düşmem. Çünkü bazıları yazarken bir yandan para kazanmayı da isteyebilir ki bunu normal karşılarım. Ancak daha büyük çoğunluğu para kazanmak için yazıyormuş gibi görünüyor. Aslında bu da yanlış değil. Ancak en azından benim şahsi kanaatim böylesi bir amacın yazma keyfine ket vuracağıdır. Bu nedenle DRT23'e reklam almama politikam bu blog olduğu sürece devam edecek.

Bu blog olduğu sürece demişken şunu da eklemek gerekir. Google, Blogger hizmetini sürdürdüğü müddetçe DRT23 de yayında olacaktır. Ancak bu hep yazacağım anlamına gelmiyor. Zaten kim böylesi bir söz verebilir ki? Önemli bir aksilik çıkmadıkça ara ara yazmaya devam edeceğim. Bu aralar zaman zaman sınavlar gibi nedenlerle uzuyor. Zaman zaman da yazacak uygun bir konu veya neden olmuyor. Yine de kısa aralarla yazmaya çalışıyorum.

Hedef belirlemek ve ona ulaşmak için çalışmak güzeldir; ancak bazen yolun sonu için beklentiye girmektense bu yolda nasıl yürüyeceğini hedef olarak belirlemek daha güzeldir. İşte DRT23'ün felsefesi de kısaca budur.

DRT23 1 Yaşında!

Hiçbir insan birinci doğum gününü hatırlamaz. O günün öneminin yaşarken farkında olmaz. Ancak onun doğumunu dört gözle bekleyen ve sonra onu bu dünyadaki ilk anından beri yalnız bırakmayan ebeveynleri bu doğum gününün öneminin farkındadırlar. Aslında bugün bir bakıma buna benzer birşey yaşıyorum. DRT23 yayına başlayalı tam bir yıl oldu. Birinci yılını kutladığım blogumun bundan haberi yok ve asla olmayacak :) Ancak bugün benim için önemli bir gün.

Bugün benim için önemli bir gün, çünkü geride kalan bir yılda bu bloga yadsınamayacak kadar çok zaman harcadım. Başlangıçtaki hedefim fikirlerimi özgürce insanlarla paylaşmaktı ve bu blog üzerine düşen bu görevi yerine getirerek emeklerimin karşılığını vermiş oldu. O halde yola devam etmek için şimdilik bir engel yokmuş gibi görünüyor.

Bugüne kadar DRT23'ü takip eden, yorumlarıyla ve anketlere verdikleri cevaplarla fikir paylaşımına katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum! Umarım bu paylaşım daha çok uzun yıllar, artan ilgiyle sürer.