The Prisoner

Sıradışı bir bilimkurgu geçmişin tozlu raflarından alınıp parlatılarak yeniden beyaz perdeye yansıtılıyor. Televizyon tarihine derin etkileri olan kısa dizi film The Prisoner'ın yeni versiyonu Aralık ayında CNBC-e aracılığıyla Türk izleyicisiyle buluşacak.

Patrick McGoohan'ın yapımcılığı, yönetmenliği ve oyunculuğu ile ortaya koyduğu ve ilk kez 29 Eylül 1967'de Britanya'nın ITV kanalında yayınlanmaya başlayan dizi 17 bölümdü. Sıradışı öyküsü, ilginç kurgusu ve etkileyici atmosferi ile izleyenleri etkisi altına alan dizi ilerleyen yıllarda eğlence sektörünün birçok ürününü de bir şekilde etkiledi.

Günümüz senaristleri, yönetmenleri ve sanatçılarının bazıları The Prisoner'ı çocukluğunda veya gençliğinde izleyenlerden. Hal böyle olunca bu kişiler kendi eserlerini ortaya koyarken zaman zaman o bir zamanlar kendilerini şaşırtan diziden etkilendiler. Hatta günümüz dizilerinin bir numarası olarak gösterilen Lost'un yapımcıları J.J. Abrams ve Damon Lindelof, Lost'taki bazı ögelerin (ada ve kara duman) The Prisoner'dan esinlenerek tasarlandığını ifade ettiler. The Prisoner'dan izler taşıyan diğer eserler arasında Fantastik Dörtlü, Watchmen, The Matrix ve Battlestar Galactica da yer alıyor.

Efsane dizi yeni versiyonu ile yeni nesile ulaşıyor. Güncellenen ve yeni bir kadro ve günümüz teknolojisinin nimetleri ile tekrar üretilen The Prisoner, bu ay içerisinde ABD'nin AMC kanalında yayınlanmaya başladı. Merakla beklediğim ve keyifle izlemeyi umduğum dizinin ilk bölümü 13 Aralık gecesi CNBC-e'de olacak. The Prisoner'ın bu yeni versiyonu 6 bölüm halinde yayınlanacak.

Ayrıca, Batman Begins ve The Dark Knight filmleriyle tanınan ünlü yapımcı, yönetmen Christopher Nolan'ın The Prisoner'ın sinema filmini çekmekle ilgilendiği söyleniyor.

El Classico'da 159. Randevu

İspanyol futbolunun en büyük iki takımı, iki ezeli rakip, Barcelona ve Real Madrid bu pazar Nou Camp'ta karşı karşıya geliyor. La Liga'da şampiyonluğun en önemli iki adayı El Classico (Klasik) olarak adlandırılan karşılaşmada boy ölçüşecek. 12. haftaya rakibinin bir puan önünde lider giren Real Madrid liderliğini sürdürmek, Barcelona ise rakibine kaptırdığı sırasını geri almak istiyor.

El Classico'da geçen yıl oynanan ilk maçı Barcelona 2-0 kazanmış, ikinci maçta ise deplasmanda Real'i 6-2 ile hezimete uğratmıştı. Son şampiyon pazar akşamı kendi evinde oynayacağı maçta benzer bir galibiyet almak istiyor. Real Madrid ise bu yıl yenilenen kadrosuyla daha iddialı.

81 yıllık (3 yılında iç savaş nedeniyle maç yapılmadı.) El Classico tarihinde Real Madrid 68 galibiyet ile önde. Barça'nın galibiyet sayısı 60 iken 30 karşılaşma da beraberlikle sonuçlanmış. Bugün dünyanın dört bir yanında ilgiyle takip edilen El Classico'da 159. randevu pazar akşamı Nou Camp'ta ve TSİ 20:00'da. Karşılaşma NTV'den canlı yayınlanacak.



Ezeli rekabetin son perdesine iki yıldız futbolcunun özellikle damga vurması bekleniyor. Manchester United'dan rekor ücretle transfer edilen fakat sakatlığı nedeniyle haftalardır oynayamayan Cristiano Ronaldo ilk El Classico'suna çıkıyor. Dünya futbolunda Ronaldo ile sık sık kıyaslanan Messi ise son La Liga maçında sakatlık geçirmişti ve bu maça yetiştirilmeye çalışılıyor. Her iki oyuncunun bu maçta kozlarını paylaşması şüphesiz ki maçın keyfini arttıracaktır. Ancak özellikle Barcelona'da orta sahanın yıldızları Xavi ve Iniseta ikilisi ile yılın çıkış yapan genci Pedro'nun performansları da - elbette forma giyme şansı buldukları takdirde - maçın kalitesini etkilecektir.

Sakatlığı nedeniyle sahaya çıkamama ihtimali olan diğer bir yıldızsa Barcelona'nın Inter'den transfer ettiği yıldız golcü Ibrahimovic. Ibra, hafta içi eski takımı Inter ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçında da yer almamış, güzel futbolla göz dolduran Barça maçı 2-0 kazanmıştı. Şampiyonlar Ligi'ndeki son maçında Real ise Zürih'i tek golle geçmişti.

Son zamanlardaki performansları karşılaştırıldığında Barcelona'nın kaliteli oyunu ile Real karşısında favori olduğunu söyleyebiliriz. Ancak oynayamamaları halinde Messi ve Ibrahimovic'in yoklukları sıkıntı yaratabilir. İki takım arasında bir puanlık fark olduğunu ve henüz ligin 12. haftasında olduklarını hatırlarsak maçın sonucu matematiksel olarak çok büyük bir önem taşımıyor. Şüphesiz ki karşılaşmanın bir de psikolojik etkisi var ki bunu da maç sonrasında göreceğiz.

En İyi Blogger Tema Kaynakları


Her site gibi bloglar da içerik kadar iyi bir görsellikle hitap etmek ister ziyaretçisine. Çünkü bir sitede ziyaretçi üzerinde izlenim bırakan ilk öge tasarımdır. Tasarımın takipçi kitlesine ve sitenin karakterine uygun olması ve kullanım kolaylığı tema tasarımının çıkış noktasıdır. Bloggerlar da bu kriterlere uygun bir temaya ihtiyaç duyarlar. Yeterli bilgisi ve tecrübesi olanlar kendi tasarımlarını yaparken, diğer kullanıcılar hazır temalara yönelir.

Yaklaşık iki yıl önce blog yazmaya başladığımda Blogger için mevcut olan tema sayısı oldukça kısıtlıydı. Ancak bugünlerde hemen her arayışa hitap eden yüzlerce hazır tema blogları renklendirmeyi bekliyor. Üstelik bunların birçoğu diğer Bloggerlarca hazırlanmış ücretsiz temalar. İçinize sinen bir temayı bulduktan sonra bunu kendi blogunuza uygulamak çoğu kez birkaç dakikanızı alır.

DRT23, tema arayışınızı kolaylaştırmak için bünyesinde yüzlerce temayı barındıran Blogger tema kaynaklarının en iyilerini bir araya getirdi. Şimdi farenize sıkı tutunun ve alıcı gözüyle veya sadece ilham almak için en yeni Blogger temalarını inceleyin:

(Sitelere ulaşmak için logoları tıklayın.)


En geniş (Yaklaşık 1300 tema ve bu sayı her geçen gün artıyor.) seçenek yelpazesi ve kalitesiyle en iyi Blogger tema kaynaklarının başında geliyor.


Yapısal ve görsel özellikleriyle çok çeşitli Blogger temalarını sunuyor.


Özellikle Wordpress'ten çevrilmiş Blogger temaları için iyi bir kaynak. Ancak bazı temaları ücretli.


Blogger tasarımcılarının farklı tema örnekleri sunuluyor.


Ünlü blog sitesi, her yerde bulamayacağınız bazı temaları bir araya getirmiş.


Farklı birşeyler arıyorsanız bir de DRT23'ün Gallery23'üne göz atın.

2039 Hatay Referandumu


Geçen gün üniversiteden Hataylı bir arkadaşım Hatay'da referandum yapılacağını söylediğinde şaka yapıyor sandım. Üsteleyince arkadaşımın ciddi olduğunu gördüm. Söylediğine göre Hatay'ın Türkiye'de mi kalacağına yoksa Suriye'ye mi katılacağına halk oylamasıyla karar verilecekmiş. İlk kez duyduğum bu haber üzerine kısa süreli şok yaşadım. Sonra internette doğruluğunu araştırdım. Ve işte Hatay referandumu hakkındaki gerçekler:

Öncelikle konunun tarihine kısaca bakalım: Bildiğiniz gibi Hatay toprakları I. Dünya Savaşı'nda Fransa tarafından işgal edilmiş, Fransa bu bölgeden çekilirken Türkiye ve Suriye arasında anlaşmazlığa sebep olmuştur. Milletler Cemiyeti hükmüyle bağımsızlığını kazanan bölge Hatay Cumhuriyeti adıyla kısa süreliğine varlığını göstermiş, ilerleyen aylarda meclis kararıyla genç Türkiye Cumhuriyeti'ne 1939 yılında katılmıştır. Katılmanın sadece Hatay Cumhuriyeti meclisi kararıyla mı yoksa peşi sıra yapılan bir referandumla mı kararlaştırıldığını bilemiyorum ancak tarih kitaplarının çoğunda bir referandumdan söz ediliyor.

Bu tarihi gerçeğe dayandırılan haber ise şöyle: Referandum yapılmasına izin verilen anlaşmanın gizli bir maddesi söz konusu referandumun yüz yıl sonra - yani 2039'da - tekrarlanmasını şart koşuyor. Hatay halkının Hatay'ın Türkiye'ye bağlı kalmaya devam etmesi veya Türkiye'den ayrılıp Suriye'ye katılması seçenekleri arasında bir seçim yapacağı referandum öncesinde şehirde çok sayıda mülk ve toprak Suriyeliler tarafından satın alınıyor. Böylece 2039 referandumu öncesi bölgedeki demografik yapı sonuca müdahale edecek şekilde gizliden gizliye değiştiriliyor.

Şaşırtıcı ve endişe verici bir haber; değil mi? Peki, haber doğru mu? Neden çok az sayıda kişi bunu biliyor?

Yaptığım araştırmalar sonunda haberin tamamen safsata olduğunu öğrendim. Kimilerine göre bir çeşit psikolojik soğuk savaş oyunu. Haberin kaynağını veya hangi maksatla ortaya atıldığını bilemiyorum; ancak anladığım kadarıyla 2006 dolaylarında internet üzerinden yayılmaya başlamış. Suriye ile yakınlaşmaların yaşandığı ve vizesiz komşuluğa ve önemli anlaşmalara fırsat tanıyan böylesi bir süreçte bu yanlış bilgilendirmenin başlaması ise düşündürücü.

Haber yalan; ancak doğru olsaydı bile referandum sonunda Hatay halkının kararının yüz yıl sonra hala aynı olduğunu görecektik. Nitekim tanıdığım ve internet üzerinden yorumlarını okuduğum bütün Hataylılar aynı fikirde.

Son olarak konuya ilişkin bir soru üzerine tarihçi İlber Ortaylı'nın, Ceviz Kabuğu programında yaptığı açıklamanın YouTube videosunu paylaşmak istiyorum. Ancak YouTube erişimi yasaklı olduğu için buraya linkini koyamıyorum. İlgilenenler YouTube'da bu yazının başlığını (2039 Hatay Referandumu) arattıkları takdirde ilgili videoya ulaşabilirler.

ORAS


Hızla gelişen teknoloji her geçen gün hayatımızda daha çok yer ediniyor. Teknoloji bir yandan günlük yaşantımızı kolaylaştırıyor. Kimilerine göre, öte yandan bizi esir alıyor. Tartışmalar ve endişeler arasında teknolojinin yükselişi hiç şüphesiz devam edecek. Peki ama yüz yıl sonra bizi nasıl bir dünya bekliyor? Teknolojinin hayatımızda yer edineceği (kimilerine göre işgal edeceği) yeni alanlar neler olacak?

ORAS, yaklaşık yüz yıl sonrasının dünyasını anlatıyor. Bu kısa bilimkurgu öyküsünde çarpıcı bir soruya yanıt bulmaya çalıştım: Gelecekte bir gün bilgisayar teknolojisine, bir yapay zekanın bizi yönetmesine izin verecek kadar güvenebilir miyiz?

Türkiye Bilişim Derneği'nin her yıl düzenlediği Bilimkurgu Öykü Yarışması'na 2008 yılında bu öyküyle katıldım. ORAS, finale kalmaya hak kazandı; ancak jürinin belirlediği ilk üçe giremedi. Uzun bir aradan sonra bu öykümü internet üzerinden okurlara ulaştırmaya karar verdim ve ortakakilsistemi.blogspot.com adresinde bir blog açtım. Bilimkurgu meraklılarını ORAS bloguna davet ediyorum.

Blogda ORAS öyküsünü okuyabilir, Resimler sayfasında öyküyü hayalinizde canlandırmaya yardımcı olacak resimleri açıklamalarıyla inceleyebilirsiniz. Yorumlar sayfasında öykü hakkındaki değerlendirmelerinizi paylaşabilirsiniz.

Mynet E-posta Hesabımın Dondurulması


Hızla gelişen internet teknolojisiyle hayatımıza giren en önemli hizmetlerden biri hiç şüphesiz ki elektronik posta. Hızlı iletişim ve dosya paylaşımının yanı sıra artık bir çok resmi veya özel kurumla önemli yazışmaları da e-posta üzerinden yapabiliyoruz. Hal böyle olunca iyi bir e-posta hesabı almak herkes için şart. Bu iyi kavramının içinde güvenilirlik, depolama boyutunun yeterli oluşu gibi hususlar var. Çok yoğun bir şekilde e-posta ile işi olmayan ortalama kullanıcılar için bu şartları sağlayan veya sağladığını iddia eden birçok ücretsiz e-posta servis sağlayıcısı mevcut. Ancak her zaman bu servislerden istediğimiz gibi bir hizmet alamayabiliyoruz.

Benim Gmail'de, Hotmail'de ve Mynet'te olmak üzere üç e-posta hesabım var; daha doğrusu yakın zamana kadar vardı. Çünkü Mynet, daha önceden duyduğum fakat ilk kez yaşadığım uygulamasıyla hesabımı dondurmuş. Bu dondurma kavramı gerçek manada silmek demek. Nitekim hesabımdaki bütün e-postalar geri dönüşümsüz şekilde silinmiş. Bu dondurma işleminin nedeni ise hesabıma iki aydır girmiyor oluşum. İşte Mynet'teki e-posta hesabıma girdiğimde beni karşılayan açıklama metni:

HESAP AKTİVE ETME

Sayın drt23,

İki ayı aşkın süredir Mynet Email posta kutunuza girmediğiniz için hesabınız geçici olarak dondurulmuştur.

Üzülerek belirtiriz ki, bütün emailleriniz, ek dosyalarınız ve adres defteri bilgileriniz silinmiştir ve bunlara yeniden ulaşmanız artık mümkün olmayacaktır. Ayrıca, şu esnada bu email adresinize gönderilen emailleri de alamıyor durumdasınız.

"Hesabımı Aktive Et" linkine basarak Mynet Email hesabınızı tekrar kullanabilirsiniz. İleride iki ay boyunca posta kutunuza girmediğiniz takdirde hesabınız yeniden
dondurulur. Önemli emaillerinizi ve bilgileri yeniden kaybetme riskini yaşamamak için hesabınıza sürekli giriş yapmanızı öneriyoruz.


Neyse ki Mynet'e fazla güvenmiyordum ve o hesabımı önemli yazışmalar için kullanmıyordum. Ayrıca dosya yükleme gafletinde de bulunmamıştım. Ama bir düşünün, yıllardır Mynet e-postayı birçok önemli yazışma için kullandığınızı ve örneğin tatil, hastalık gibi nedenlerle iki ay hesabınıza giremediğinizi. O zaman nasıl ciddi bir sorunla karşı karşıya gelirdiniz? Yalnız postaların değil, dosyaların ve hatta bütün adreslerin silindiğini düşünün. En kötüsü ise bunları geri getirmenin bir yolunun olmaması. Bari, "dondurma" kavramını gerçek manasında kullansalardı.

Kullanıcı anlaşmasını okumadım - genelde de okumam - ve eminim ki bir yerlerinde hesap dondurmaktan söz etmişlerdir. Ancak keşke "Bedava hizmet veriyoruz, karşılığında da web adresimizi sık sık tıklamanızı ve bize reklamlar yoluyla para kazandırmanızı bekliyoruz," mantığının bir parça ötesine geçip, kullanıcılarına para kaynağı gözüyle bakmasalardı.

Hotmail'i de sık kullanmıyorum, fakat başıma böylesi "hesabınızı dondurduk, erittik..." tarzı birşey gelmedi. Google ise Gmail'de de ücretsiz servis anlayışının kalitesini gözler önüne seriyor ve neden Google'ın internet dünyasının devi olduğunu daha iyi anlıyorum. ABD merkezli bu şirketlerin ve diğer bir çoğunun amaçları Mynet gibi internet üzerinden para kazanmak olduğu halde farklı bir stratejiyle hareket ettiklerini ve daha çok kullanıcı dostu olduklarını görüyoruz. Sanırım buna bir başka aktüel örnek Facebook. Mynet "İki aydır neredesin? Bir daha da gelme!" dermişçesine kullanıcısını kovarken, Facebook'taki hesabınızı kapatmaya kalktığınızda sizi vaz geçirmek için uğraşıyorlar. İkisi de ücretsiz uygulama!

Yukarıda da gördüğünüz gibi uyarı mesajının sonunda yeniden hesabımı aktive edebileceğimi yazmışlar ve sağ olsunlar, dondurma konusunda bir kez daha uyarmayı ihmal etmemişler. Uyarmaya gerek yok; Mynet'in zaten gözümde pek de iyi olmayan imajı tamamen yerle bir oldu ve dolayısıyla hizmetlerini tekrar kullanmak niyetinde değilim. Sizin de Mynet e-posta hesabınız varsa "dondurulmaya" karşı dikkatli olun ve ne olur ne olmaz önemli yazışmalarınız için başka bir hesap daha (Gmail'i tavsiye ediyorum.) açmayı ihmal etmeyin.

Blogda Yeni Düzenlemeler


Ne zaman sınav dönemi gelse aklıma blogumda birkaç değişiklik yapma fikri geliyor. Elbette, sınav dönemi olunca bu fikirleri hayat geçirmek için vakit bulmak kolay olmuyor. Ancak bu sınav döneminde, çaktırmadan bloga bir iki fırça darbesi vurdum.

Blogger'a yazıların özet kısmının giriş sayfasında yer aldığı ve bir bağlantı ile esas yazıya yönlendirme yapılan "devamını oku" özelliği yeni geldi. Ancak ben dahil birçok blogcu kod kullanarak bu özelliği manuel yoldan kullanıyordu. Eski usûl için MaFiAMaX'in buradaki yazısına bakabilirsiniz. Blogger'in otomatik "devamını oku" özelliği için ise bütün eski yazılarımı yeniden düzenlemek zorunda kalacaktım. Hadi bunu yapmayı göze aldım (Aslında ben almadım; askerliğini bekleyen ve evde bolca vakit geçiren abim benim için bunu yapabileceğini söylemişti.). Ancak başka blogcuların da daha önce yaşadıkları bir sorunla ben de karşılaştım: Yazıların kodlarını yeni yöntem için düzenleyince blogda sidebar kaydı. Bu olay üzerine "Eski köye yeni âdet getirilmez," deyip bu değişiklikten vaz geçtim. Bu arada Blogger'ın yeni "devamını oku" bağlantısı hakkında ayrıntılı bilgi için Blogger dünyasının Encyclopaedia Britannica'sı MaFiAMaX'ın bu yazısını okuyabilirsiniz. Herkes benim kadar bahtsız değil ya, sizin blogunuzda sorun çıkarmadan çalışabilir.

Bir başka yenilik fikrini ise hayata geçirebildim. Yeni bulduğum kodları bloguma aktararak ana sayfadaki yazı girişlerinin resimlerinin otomatik olarak küçültülmesini sağladım. Artık yazı girişleri daha düzenli görünüyor. Ayrıca yazı başlıklarına da rötuş yaptım. "Devamını oku" linkine de güzel bir görsel ekledim. Şimdi ana sayfam daha afili! Yalnız bir mesele var: Yazı girişlerini de otomatik aldığı için başlangıçta resim veya video altı yazı varsa özet biraz anlamsız görünüyor. Ama ne diyelim, "Her güzelin bir kusuru vardır".

En çok yazı barındıran ve artık çaylak bir "etiket" olmaktan çıkıp başlı başına kategori haline gelen bilim, spor, televizyon gibi başlıkları "Kategoriler" başlığıyla kolayca ulaşabileceğiniz bir yan menü haline getirdim. (Okuyucunun aklından geçen: "Bakalım bu sefer ne sorun çıkmış?") Siz sormadan ben söyleyeyim, çok şükür bu kolay bir işlemdi; acıtmadan yaptım.

Yenilik faslını kapatıp AB'ye üyelik fasıllarını açabiliriz :) Farklı bir konuya geçiyorum gerçekten. Ona da burada değineyim. Google'ın site değerlendirme sistemi Page Rank'te yine bir değerlendirme sürecini geride bıraktık. Ancak bu defa Google amca site sahiplerinin gözlerinin yaşlarına aldırmadan sert bir değerlendirme yaptı ve birçok site (ve blogun) pr değeri, krize maruz kalan borsalar gibi ani bir düşüş yaşadı. Neyse ki "kaliteden ödün vermeden zirvede olan" DRT23, zirvede olmasa da etekteki yerini korumayı başardı. (Merak edenler için DRT23'ün PR değeri = 3; merak etmeyenler için = 4 :)